Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
BİZ KEMAL SUNAL'I SADECE SEYRETMEDİK, BİRLİKTE BÜYÜDÜK...
Tarih: 04-07-2026 14:55:00 Güncelleme: 04-07-2026 19:11:00




Dün 3 Temmuz'du…


Takvim, Türk sinemasının unutulmaz ismi Kemal Sunal'ın aramızdan ayrıldığı günü bir kez daha hatırlattı. Televizyonlarda filmleri vardı, gazetelerde anma yazıları, sosyal medyada eski fotoğrafları...


Ama doğrusu, Kemal Sunal'ı yılda bir gün hatırlamak bana hep eksik gelmiştir. Çünkü o, takvimlerde kalan bir isim değil; çocukluğumuzun, gençliğimizin ve en güzel hatıralarımızın ayrılmaz bir parçasıdır.
Biz onu önce sinema salonlarında tanıdık. 


Bugünün gençleri belki bilmez... Bir zamanlar mahallenin en heyecanlı günü, yeni bir Kemal Sunal filminin vizyona girdiği gündü. Sinema önlerinde kuyruklar uzar, gişedeki görevli "Salon doldu." dediğinde üzülenler olurdu.

 

Kışlık sinemalarda frigobuz yenir, yazlık sinemalarda gazoz şişelerinin kapağı açılır, çekirdek çıtırtıları arasında perdeye yansıyan o tanıdık yüz görünür görünmez salondan ilk kahkahalar yükselirdi.
Sonra yıllar geçti.


Televizyonlar çoğaldı.


İşte o zaman Kemal Sunal, sinema salonlarından çıkıp evlerimizin en sevilen konuğu oldu. Bayram sabahlarında, sömestr tatillerinde, yağmurlu pazar öğleden sonralarında kumandaya uzanır, kanalları gezerken onun filmlerinden birine rastlayınca "Nasıl olsa sonunu biliyorum." derdik. Derdik ama...


Sonra hiçbir yere gidemezdik. Çünkü sonunu bilmek, yeniden izlememize engel olmazdı. Belki de çocukluğumuzun en güzel alışkanlıklarından biri buydu.


O yıllarda hayat daha yavaştı.


Mahalle bakkalına veresiye defteri bırakılırdı. Kapı önlerinde akşam serinliği beklenirdi. Komşular birbirine çay taşır, çocuklar hava kararana kadar sokakta oynardı. Evlerin pencerelerinden yemek kokuları yükselirken bir odadan da mutlaka Kemal Sunal'ın sesi gelirdi.


Şimdi düşünüyorum da… Acaba biz filmleri mi seviyorduk, yoksa o filmleri seyrettiğimiz günleri mi? Sanırım ikisini de... Çünkü Kemal Sunal yalnızca güldürmedi. Bize dürüst olmayı anlattı. Haksızlığın karşısında dimdik durmayı gösterdi. İmkânsızlıklar içinde bile umudu kaybetmemeyi öğretti. Bunu yaparken de nutuk atmadı. Parmak sallamadı. Sadece baktı, yürüdü, düştü, kalktı ve gülümsedi. İşte o gülümseme, milyonlarca kişinin hafızasında yer etti.


Bugün teknoloji çok ilerledi. Telefonlarımız akıllandı, televizyonlarımız büyüdü, filmler milyonlarca dolarlık bütçelerle çekiliyor. Ama nedense içimizi ısıtan o samimiyeti hâlâ arıyoruz. Belki de eksik olan teknoloji değil... Mahalle kültürü... Birlikte gülmenin tadı... Ve bizi birbirimize yaklaştıran o sade hikâyeler...


Kemal Sunal'ın filmlerini bugün hâlâ aynı keyifle izleyebiliyorsak bunun sebebi sadece iyi bir oyuncu olması değildir. O filmlerde kendimizi görüyoruz. Ailemizi görüyoruz. Mahallemizi görüyoruz. Eski bakkalı... Dolmuş şoförünü... Mahallede top oynayan çocukları... Kısacası, biraz özlediğimiz Türkiye'yi görüyoruz.

Yıllar geçiyor. Takvim yaprakları değişiyor. Ama bazı insanlar zamana yenilmiyor. Kemal Sunal da onlardan biri. Belki bugün de yine bir televizyon kanalı filmlerinden birini yayınlayacak. Yine "Biraz bakıp kalkarım." diye oturacağız. Sonra fark edeceğiz ki iki saat geçmiş. Film bitmiş. Ama yüzümüzde çocukluğumuzdan kalma o tanıdık gülümseme hâlâ duruyor.


İşte gerçek sanat budur. Aradan yıllar geçse de bir ülkenin hafızasında aynı sıcaklıkla yaşayabilmek... Işıklar içinde uyu Kemal Sunal... Sen yalnızca büyük bir oyuncu değildin. 

Bu ülkenin ortak gülümsemesiydin.


Nota ve Tınıyla... 



Bu yazı 1270 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI