|
Tweet |
Nazan Moroğlu:
“Medeni Kanun’la kazanılmış
haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz”
Avukatlar Vakfı Başkan Yardımcısı Av. Nazan Moroğlu, Türk Medeni Kanununun 100. yıldönümünde yaptığı açıklamada, laik hukukun ve hukuk birliğinin simgesi olan Medeni Kanunun tarihsel önemine vurgu yaparak devrim yasamızla kazanılmış haklarımıza sahip çıkmamız gerektiğine dikkat çekti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra Atatürk’ün önderliğinde başlatılan devrim hareketinin hukuk alanına kazandırdığı Medeni Kanun, laik hukuk düzenimizin ve Türkiye’de çağdaş demokrasinin gelişmesinin temel taşlarından biri olmuştur.
4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Medeni Kanun ile tek eşlilik, resmi nikah zorunluluğu, boşanmanın mahkeme kararıyla gerçekleşmesi, kız ve erkek çocukların mirasta eşit pay sahibi olmaları gibi düzenlemeler hayata geçirilmiştir. Bu düzenlemeler, kadının toplumda eşit yurttaş olarak yer almasının önünü açmış, kadın haklarının güvencesi olmuştur. Medeni Kanun, bu yönüyle sadece bir hukuk devrimi değil aynı zamanda bir kadın devrimidir.
Medeni Kanun’un 100 yıllık tarihi, Türkiye’de laikliğe, hukuk birliğine ve eşitliğe dayalı büyük bir toplumsal dönüşümün tarihidir. Ancak haklar bir kez kanuna yazıldığında kendiliğinden ve sonsuza kadar güvence altında kalmıyor. 1926’da başlayan dönüşüm, kadınların ve kadın hukukçuların uzun yıllar süren mücadelesiyle devam etti. Özellikle Birleşmiş Milletlerce kadının insan hakları konusunda düzenlenmiş olan CEDAW’ı Türkiye’nin 1985 yılında onaylamasının ardından eşitlik talepleri daha güçlü biçimde gündeme taşındı. 2002’de yürürlüğe giren yeni Türk Medeni Kanunu ile aile içinde eşlerin eşit hak ve sorumluluklara sahip olması, edinilmiş mallara katılma rejimi gibi son derece önemli kazanımlar elde edildi.
Laik hukukun ve hukuk birliğinin simgesi olan Medeni Kanun, dine dayalı hukuk sistemini ortadan kaldırarak laik hukuk sistemini kurmayı amaçlamış, yurttaşların din ve inanç ayrımı olmaksızın aynı kurallar çerçevesinde eşitliğini güvence altına almıştır.
Bugün ise Medeni Kanunun yok sayılmasına yönelik söylemlerle karşı karşıyayız. Kadını yalnızca anne rolüyle sınırlayan, birey olarak görmeyen yaklaşımlar, Medeni Kanunun getirdiği kazanımlardan geri gidişe yol açmaktadır.
Yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi endişe vericidir. Nafaka hakkı tartışılırken kadınların mevcut sosyal ve ekonomik eşitsizliklerinin göz ardı edilmemesi ve yeni düzenlemenin bu gerçeklik dikkate alınarak yapılması gerekir.
Diğer bir kritik konu da kadının soyadı konusudur. Anayasa Mahkemesi, 28 Nisan 2023’te Resmi Gazete’de yayımlanan kararıyla kadının evlenmekle eşinin soyadını almasını zorunlu kılan Medeni Kanun hükmünü eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etti. Kararda, kadının soyadı konusunda yıllardır savunduğum ve Kadının Soyadı tezimde geçen “aile hukukunda ataerkil anlayıştan eşitlikçi anlayışa geçilmesi gerektiği” ifadelerine de yer verildi. Ancak aradan üç yılı aşkın süre geçmesine rağmen eşitlikçi yeni bir düzenleme yapılmadı.
Laik hukukun ve hukuk birliğinin simgesi olan devrim yasamız Medeni Kanunla kazanılmış haklarımıza sahip çıkmak için, laiklik için, eşitlik ve demokrasi için mücadeleye devam ediyoruz.
Av. Nazan Moroğlu