beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort şirinevler escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi
Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
ANKARA'NIN HAFIZASI SİLİNİYOR...
Tarih: 30-08-2026 16:55:00 Güncelleme: 30-08-2026 16:55:00



Bir şehrin hafızası nedir hiç düşündünüz mü? Binalar mı? Sokaklar mı? Meydanlar mı? Belki hepsi... Ama bana sorarsanız bir şehrin asıl hafızası, insanların yıllarca gidip geldiği, buluştuğu, beklediği, konuştuğu ve hayatının bir parçası haline getirdiği mekânlardır.


Ankara'nın da böyle mekânları vardı. Misal sinemaları, misal kitabevleri gibi... Ve onlar da artık birer birer hayatımızdan çekiliyor. Bir zamanlar Kızılay'da yürürken neredeyse her birkaç adımda bir kitabevine rastlardınız. Kitap almak için girdiğimiz o dükkânlardan bazen elimizde bir kitapla, bazen sadece rafların arasında dolaşıp çıkar; kimi zaman da saatlerimizi orada geçirirdik.


Çünkü kitabevi yalnızca kitap satılan yer değildi. İnsanların birbirini bulduğu bir mekandı. Bir öğrencinin ders kitabını aldığı, bir edebiyat meraklısının yeni çıkan romanı aradığı, bir başkasının ise hiçbir şey almadan saatlerce raflara baktığı yerdi. Kimi zaman bir kitap alırdık, kimi zaman yalnızca kitabın kokusunu içimize çekerdik. 


Sonra bir gün kapısının kapandığını gördük. Son olarak geçtiğimiz yıl Turhan Kitabevi'nin tarihi yerini kapatması, Ankara'nın kültürel hafızasında önemli bir boşluk bıraktı. Rafların boşaldığı son günleri düşünün... Bir zamanlar kitaplarla dolu raflarda boşluklar... Duvarlarda yılların izleri... Ve kapıdan son kez çıkan insanlar... İnsanın içi burkuluyor. Çünkü aslında satın aldığımız şey yalnızca kitap aynı zamanda bir anıydı. 

 

Sinemalar da öyle... Eskiden sinemaya gitmek yalnızca film seyretmek değildi. Bilet alırdık. Karanlık salona girerdik. Işıklar söner, salon bir anda sessizleşirdi. Perde açılır ve birkaç saatliğine başka bir dünyanın içine girerdik.


Ankara'nın Akün'ü vardı. Çankaya'sı, Kavaklıdere'si vardı. Emek'i vardı. Metropol'ü, Megapol'ü, Kızılırmak'ı vardı... Bazılarının önünden bugün geçerken insan ister istemez durup bakıyor:  “Burada bir sinema vardı.” Ne acı bir cümledir bu.


Bir sinemanın kapanması yalnızca bir işletmenin kapanması değildir. Orada ilk kez sevgilisiyle film izleyen biri vardır. İlk kez tek başına sinemaya giden biri... Annesiyle, babasıyla, çocuğuyla film izleyen biri... Ve yıllar sonra o sinemanın önünden geçtiğinde bütün bunları hatırlayan biri... Bir salon kapanır ama binlerce insanın anısı orada kalır.


Peki neden böyle oluyor? Bunun tek bir sebebi yok. Internet değişti. Filmler evlerimize geldi. Dijital platformlar hayatımıza girdi. Sinema biletleri pahalandı. Kitapların fiyatı arttı. Kâğıt, elektrik, kira, personel ve diğer işletme giderleri yükseldi. Kitabevinin de sinemanın da ayakta kalması eskisinden çok daha zorlaştı. Bunların hepsi gerçek.


Elbette bir işletmenin zarar etmesini ve kapanmasını yalnızca nostaljiyle engelleyemeyiz. Ama başka bir gerçeği de unutmamalıyız: Bir şehir sadece yeni yapılan binalardan oluşmaz. Şehir biraz da geçmişinin bıraktığı izlerle şehirdir. Bir kitabevinin tabelası... Bir sinemanın afişi... Eski bir pasaj... Bir plakçı... Bir sahaf... Bir tiyatro...


Bunlar ortadan kalktığında yalnızca bir dükkânın kapısı kapanmaz. Şehrin hafızasından bir sayfa eksilir. Belki biz de bunun farkına biraz geç varıyoruz. Çünkü bir mekân varken değerini anlamıyoruz. Her gün önünden geçiyoruz. “Yarın yine gelirim” diyoruz. Sonra bir sabah bakıyoruz... Tabela sökülmüş. Camlar boş. Kapı kilitli. Ve içimizden bir şey sessizce kopuyor.


Ankara değişiyor. Değişmek elbette kötü değildir. Şehirler yaşar, büyür, dönüşür. Ama keşke yeniyi yaparken eskisini tamamen silmek zorunda kalmasak. Keşke bazı sinemalar yalnızca sinema olarak değil, kültürel miras olarak korunabilse. Keşke bağımsız kitabevlerinin yaşaması için daha fazla imkân yaratılabilse.

Çünkü çocuklarımızın Ankara'sı, bizim Ankara'mızla aynı olmak zorunda değil.
Ama hiç olmazsa onlara bizim Ankara'mızdan birkaç hatıra bırakabilmeliyiz. Bir sinema salonu... Bir kitapçı... Bir sokak... Bir tabela... Ve belki eski bir film afişi...
Bazı şeyler yalnızca ekonomik nedenlerle kapanmıyor. Bazen biz de onları yeterince korumadığımız için kaybediyoruz.Ankara'nın hafızası bir anda silinmiyor. Bir tabela sökülüyor bugün. Bir sinema kapanıyor yarın. Bir kitabevinin rafları boşalıyor ertesi gün. Bir sokak değişiyor. Bir bina yıkılıyor. Ve biz her seferinde biraz daha eksiliyoruz. Sonra bir gün dönüp bakıyoruz...

 

Ankara hâlâ orada. Ama bizim hatırladığımız Ankara artık yok. Belki de asıl acı olan bu. Çünkü şehirler sadece taşla, betonla, asfaltla değil hatıralarla kurulur.
Ve bir şehrin hafızası silindikçe, aslında biraz da biz siliniriz. Ankara'ya bakıyorum... Sanki eski bir fotoğraf albümünün sayfaları tek tek eksiliyor. Ve insanın içinden sadece şu cümle geçiyor:


“Ne olur biraz yavaşlayın...
Daha bizim hatırlayacak çok şeyimiz var.”


Nota ve Tınıyla... 



Bu yazı 238 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI