BİR KENTSEL DÖNÜŞÜM HİKAYESİ: GÖLKENTSEL DÖNÜŞÜM
Usta kalem Boğaç Yüzgül’den; gerçek bir kentsel dönüşüm hikayesi geliyor.
Güncelleme: 28-02-2026 13:13:02 Tarih: 28-02-2026 13:07
Usta kalem Boğaç Yüzgül’den; gerçek bir kentsel dönüşüm hikayesi geliyor.
Bugüne kadar ‘Adımlarım’ ve ‘Söz Sürgünleri’ adlı iki şiir kitbının yanı sıra; ‘EKİP-1/Otel Farelerinin Gizemli Hayat Hikayeleri’, ‘EKİP-2/Cemiyetin Yancılrı’, ‘Öldürerek Yaşayanlar’, ‘Kitle’, ‘Söz Propagandanın’ ve ‘Siyasette Bazı Gerçekler’ başlıklı sosyolojik içerik çözümlemesi ve sosyo-siyasal toplam sekiz kitaba imza atmış olan Boğaç Yüzgül; önümüzdeki günlerde ‘Şarapranga’ adlı yeni şiir kitabının yanı sıra, kentsel dönüşüm alt temalı ve bizzat hayatından kesitleri de aktardığı 10. kitabı ‘Gölkentsel Dönüşüm’ü de yayınlamaya hazırlanıor…

Dünya Sanat Literatürü ve Donya Sanat Sözlüğü’ne, ‘Dijital Ebru(Digital Marble) kavramını yerleştiren isim olarak dünyaca tanınan; Türk ve Dünya Mutfağı üzerine yaptığı çok sayıda gönüllü çalışma ile başta gastronomi sektörü olmak üzere birçok kesim tarafından büyük takdir toplayan ve aynı zamanda Dünya Şarap Lezzetçileri Birliği Üyesi konumunda da bulunan Uluslararası Mutfak Sanatçıları ve Gurmeler Birliği Türkiye Masası Yönetim Kurulu Onursal Üyesi, Dünya Yöresel Lezzetleri Tanıtma Platformu Başkanvekili, TURİZMAGAZİNİST Araştırmacılar ve Yazarlar Platformu Mütevelli Heyet Üyesi ve Türkiye Görsel Sanatlar ve Edebi Eserler Eleştirmenleri Konsorsiyumu Genel Sekreteri Gastronomi&Gastronomi Turizmi Uzmanı, Gurmeve Mutfak Yazarı Boğaç Yüzgül, ‘Gölentsel Dönüşüm’ adlı kitapta, yaşanmış onlarca hikayeyi; akıcı ve betimleme dolu bir dlle okuyuculara artarıyor…
Kitapları, haberleri, araştırma yazıları ve özellkle gastronomi alanındaki tarihi çözümlemeleri sayısız ödüle layık görülen Boğaç Yüzgül’ün ‘Gölkentsel Dönüşüm’ alı kitabının da çeşitli vesilelerle şimdiden birçok ödüle aday gösterileceğine kesn gözüyle bakılıyor…
İşte Boğaç Yüzgül’ün, ‘Gölkentsel Dönüşüm’ kitabının önsözünden alıntılar:
ÖNSÖZ
Geç çocukluğumuzdan ergenliğe geçişimizin ortalarına denk gelen zamanların çocuk programı
olan Susam Sokağı’nın en meşhur karakterlerinden biri olan Kurabiye Canavarı’nın ısırıp yarım
bıraktığı gofrete benzeyen bir moloz parçasının üzerinde parlıyordu yaldız boyalı o kanca…
Gazla
yanan termosifonun bağlantı borularını boyamak için alınan yaldız boyanın kutusu dibinde arta
kalan birkaç damla boya ile gümüş yaldıza boyanmıştı turuncu tenteleri taşıyan sekiz kanca
özenle…
Turuncu tente deyip geçmeyin; o yıllarda ücra sayılabilecek bir semtte bulunan sekiz katlı bir apartmanın yegane tarif aksesuarıydı turuncu tenteler; ‘Çeşmenin karşısındaki benzincinin önünde inin, çeşmenin yanından sola girin, sonra sağa dönün, az ilerdeki pastanyi geçince okulun
sokağını geçip, sola girin, orda büyüüüük bir arazi var, araziye girer girmez karşıya bakın;
balkonlarında turuncu tente bulunan apartman işte…’…
Koca arazinin ortasında ve Yelkenli Değirmen Caddesi üzerindeki Sümer Sitesi’nin altı katlı dört
bloğuyla birlikte; koca mahalledeki tek binaydı zaten… Yan tarafı, dünya botanik tarihinin bir
mucizesi olarak; her türlü meyvenin yetiştiği metropol kent olma özelliğini kanıtlarcasına meyve
ağaçlarıyla dolu bir bahçe, arka çaprazımızda üç byük öbek gübreler; tam karşımızda ise, kim
olduğunu ancak üniversite yıllarında anlayabileceğimiz Deniz Gezmiş’in sütçü dedesinin bahçesi
ve iki kocasından hatırı sayılır bir mirasa konan zengin bir kadına ait ve tam ortasında zamanında
sultanların su içtiği doğal bir kaynağı barındıran o malum geniş arazi…
Yan komşu, yan komşunun hemen alt katında oturan kız kardeşi, alt komşu ve biz; dört ailenin
apartmana simge kattığı turuncu tenteleriydi onlar… O zamanlar, yaz yaz gibi yaşanırdı
İstanbul’da, kış kış gibi; kuzey yarımkürede; takvimler 21 Mart’ı geçer geçmez; güneş evimizin
içine günde yaklaşık 12-14 saat dolduğu için, güneşlik olarak balkonda salınıyordu tente, her
bahar özenle yaldızlı kancalara geçirilir, kış sonuna kadar bir-iki kez yıkanır, asıldığı yerde kurur;
kışın naftalinlenip, kaldırılırdı… Tentelerin yerini, tam beş sene sonra, gri renkil panjurlar aldı;
tenteler bir iki sene, bohça görevi gördü; sonra, yaz tatili malzemelerinin muhafazalığını üstlendi;
en son bir arabanın bagajına çürüdü ve atıldı. Ama o yaldızlı kancalar, balkonun tavanından hiç
sökülmedi.
Her şey değişti, dönüştü; biz dönüştük ve en son bakıldı ki az bu toplumsal dönüşüm; komple
kentsel dönüşelim dedik; depremi bahane edip; bir kuşağın yaşamının sığdığı beton duvarları
yıkıp, kentsel kentsel dönüşmeye başladık…
İçinde aşkları, aileleri, hayatları, doğumları, ölümleri; insanı, nefreti, doğrusunu ve yanlışını
barındıran yüz binlerce bina; bir öğle üzeri hak sahiplerinin, kentsel dönüşümden rantsal kar
sağlayacak müteahhitlerle el sıkışmasıyla; yıkılıp gidecekti…
Metrekare kaybına uğrasa da; kimi dış cephesi mantolanmış ve gelişmiş kaplamalarla bezenmiş
yeni binaya, kimi günün modası, alt beş katı AVM olan, vfk vdpodls. New York özentisi rezidansa
dönüşecekti…
Çamaşırlarını, balkonlarında sere serpe kurutanlar; artık bu işi; balkonlara mendil bile asmak yasak
olacağı için; eksi üçüncü kattaki ortak çamaşır kurutma alanında; yine o balkonlarda hafta sonları
magal yakanlar ise, mangal keyfini; ya malum eksi katlardaki AVM’nin yemek katında; ya da
sahildeki ortak alana dönüşmüş parklarda yapacaklardı…
İşte ‘Gölkentsel Dönüşüm’ böyle bir binanın öyküsünden yola çıkarak; tüm kentsel dönüşümlere
ışık tutaak; hüzünden çok anılarla dolu bir dönüşüm hikayesidir…
Bireylikten insanlığa terfi
etmeden, gecekondudan ya da tek lüksü kapı otomatı olan basit apartmanlardan, rezidansa terfinin
acı hikayesi…
Şimdi molozların arasında anılarıma bakarken; tonlarca yıkıntı arasından bana gülümseyen o
yaldızlı kanca; zihin hazneme takılanların takıldığı bir kanca artık…
SANATTÜRK MAGAZİNE
Kaynak: SANATTÜRK MAGAZİNE
Editör: SANATTÜRK MAGAZİNE
Bu haber 595 defa okunmuştur.
Etiketler :
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÜLTÜR-SANAT Haberleri