beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort avcılar escort sex hikayesi porno seyret beylikdüzü escort
Bugun...


Sinem Elgün

facebook-paylas
OPERA
Tarih: 12-03-2025 09:04:00 Güncelleme: 12-03-2025 09:08:00


 

Aslında bugün size, Ayşe Kulin’in ‘Türkan’ kitabından söz edecektim…

 

Geçenlerde size ‘Bir kitabınız olsun, biyografi kitapla önemlidir’ diey yazmıştım ya; ülkemizin yakn dönem en iyi biyografi yazarı olan Ayşe Kulin’in sayısız biyografi kitabından biri olan ‘Türkan’ hakikaten çok önemli bir eserdi…

 

On binlerce kızımızın, evladımızın okumasında katkısı olan, cüzzamlıları eli ie okşayan bu yüce kaını anlatan bu kutabı analiz ettiğim esnada br davet aldım…

Davet bir oera temsili üzerineydi…

 

Evet, geçtiğimiz akşam operadaydım…

 

Ünlü İtalyan besteci Puccini’nin üzerine şarkılar dahi yazılmış en bilinen eserlerinden biri olan ‘La Boheme’ temsilini izledim..

 

Eşlikçim, kendisi de opera eğitmi almış Boğaç olunca, seyir  çok daha keyifli oldu, tabii ikide bir opera ile ilgili tüm kavramları, tek tek açıklamaya kalktığı ukalalıkları saymazsak…

 

*********************

 

Kimilerine göre ‘Avazı çıktığı kadar, ciyak ciyak bağıran insanlar, arada bir müzik de çalıyor filan’ olarak tabir edilebilir…

 

Ama öyle bir emek var ki bu sanatta, takdir etmeme, hayran kalmamak mümkün değil…

 

Nasıl mı?

 

Bestesini, esinlendiği eseri, güftesini, yani opera dili ie librettosunu yazanı geçtim, enstrumanından karakterlere kadar tüm sanatçıları, kostümcüsü, dekorcusu, ışıkçısı, yönetmeni; kaç yüz kişilik ekip olduğunu asla tahmin edemezsiniz…

 

Ara  geçişler, ana sesler, düetler, aryalar, kantatlar; en az 5 milyon nota, 500 bine yakın nağme, o ayrıntıların provaları ise nereden baksanız aylar sürüyor…

*****************

 

Bilmiyorum vaktiniz var mı ama şu ya da bu biçimde, sanatın bir dalı ile ucundan kıyısından ilgilenin…

 

İnanın size de çok iyi gelecektir…

 

Hiç olmadı, mutfakta yemek yaparken, servis tabağını  süsleyin, bu bile gastro-teshi olacaktır ve size kendinizi iyi hissettireektir…

 

*********************

Ama fırsat bulursanız ve kntnizde de vardır inşalah örneklri; klasik müzik konserlerine gidin, tiyatroya gidin, operaya gidin…

************************

 

Biliyor musunuz; Türkiye’mizin birçok ilinde  opera temsili yapılıyor; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Gaziantep, Sasun, Trabzon ve Antalya’da resmi temsilcilikler var; bugüne kadar 81 ilin en az 70’inde temsil yapıldı, operaso olan l sayısı elli yıl içine en az kırk olacakmış…

 

*********************

 

Bana sakın, ‘Herşey bitti, fıstığı yeşili kaldı’ demeyin, sanatla ilgilenmek fıstığı yeşili eğildir, fıstık gibi bir sosyo-psikolojik olgudur…

 

La Bohème, Szenen aus Henri Murgers La vie de Bohème Libretto von Giuseppe  Giacosa und Luigi Illica Musik von Giacomo Puccini Deutsche Textfassung von  Bettina Bartz und Werner Hintze | Staatsoperette Dresden

 

Tıpkı kitap okumak gibi…

 

Zira özellikle klasik müzik ve oper ile haşır neişr olmak, çok sesliliği algılamada, hoşgörülü olmada, algı kapasitsinin artmasında, büyük katkı sağlar insana…

 

Zihni açar, dünyaya bakışını geliştirir insanın…

 

********************

 

Gelin önce ‘Opera’ kelimesinin köklerine kısa bir bakış yapalım mı ne  dersiniz?

 

***********************

 

1590 yılında; Floransalı müzik kuramcısı Filippo Neri, Latince’de ‘İş, yapıt, eser’ anlamına gelen  ‘Opus’ sözcüğünden yola çıkarak, klasik müzik üzerine  söz yazılarak tiyatral bir anlam katılması  üzerine bir çalışma başlatır ve adına ‘Opera’ diey bir tabir koyar. Bunun ilk örnekleri ise, 1597 yılında ortaya çıkmaya başlar ve sonra da başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada yayımaya başlar.

 

Opera bugün, popülerliğini koruyor. Neredeyse tüm sanat dallarından bir parça barındıran, etkileyici görsel ve işitsel şölenler sunan opera sanatı farklı konu ve içerikleri sahneye taşıyarak izleyiciyle buluşturuyor.

 

******************

Düşünsenize, Türkye’deki yabancı menşeili bir etrjan markası olan Marc, yıllarca ünlü İtalyan aryası ‘Libbian’ın ezgileri eşliğinde, ‘İşte ferahlık temizlik sizlere, hem de hiç kurulamadan, durulamadan size’ sözleriyle ve üstelik opera sanatçıları ile seslendi müşterilerine..

 

O reklam sayesinde satışlarının yüzde 77 artmış olması tesadüf mü; operanın etkisi mi?

 

Ya ünlü Elvis Presley şarkısı ‘İt’s now or never’, yani ‘Şimdi ya da Asla’nın aslına bir İtalyan aryası olan ‘O Sole Mio’ olması ilginç değil mi?

 

Opera aslında hayatın sesidir…

 

*************************

 

Meşhur Rönesans’ın doğuşuna şahitlik eden Floransa, operanın gelişiminde de büyük bir rol oynayarak muhteşem eserlerin ortaya çıkmasına ev sahipliği yapıyordu.

 

Böylece 1597 yılında opera olma özelliklerini taşıyan ilk eser “Dafne” ortaya çıktı.

 

İlk kez bir karnavalda sahnelenen bu opera eseri, Şair Ottavio Rinuccini’nin yazdığı ve Jacopo Peri’nin bestelediği bir örnekti.

 

Opera sanatının ortaya çıkmasının en büyük sebeplerinden biri eski Yunan trajedilerine duyulan beğeniydi. Tragos (keçi) ve Oidie (türkü) kelimelerinin birleşimiyle ortaya çıkan Trajedi sözcüğü, mitolojik hikâyeleri konu alan bir ağlatı olma özelliğini taşıyordu. Rönesans Dönemi’nin en can alıcı özelliklerinden biri olan eski Yunan ve Roma trajedilerine olan özlem, yeni bir sanat türünün ortaya çıkmasını sağladı.

 

Aralarında şair ve bestecilerin bulunduğu bir grup eğitimli kişinin Camerala ismi altında toplanmasıyla opera sanatı büyüyerek gelişmeye başlıyordu. Yunan trajedilerinden feyz alarak farklı eserler ortaya koyan grup, ilk olarak Euripides ve Sophokles’in eserlerini benimsedi ve opera sanatının gelişmesine vesile oldu.

 

***********************

 

1600 yılında Euridice isimli ikinci opera örneğini ortaya koyan Peri’yi Monteverdi takip etmiş ve 1607 yılında “Orfeo” isimli operayı bestelemişti. Sanatçı bu eseri ortaya koyarken orkestraya ağırlık vererek sesleri çoğaltmış ve böylece eser, sahnelenen ilk opera olmuştu. 1637’de operalar halkın huzuruna çıkmış ve dünyada da bilinirlik kazanmaya başlamıştı. Saraydan çıkıp büyük kalabalıklara ulaşan opera, Fransa ve İngiltere’de sahnelenmeye başladı. Farklı ülkelerden sanatçılar yeni opera oyunları yaratarak farklı opera çeşitleri ortaya koydu.

 

**************************

16. yüzyıldan itibaren varlığını sürdürmekte olan opera sanatının Türkiye’deki örneklerine ise 18. yüzyılın sonlarında devlet tiyatrolarında rastlanacaktı…

 

Bir düğün için Venedik’ten opera grubu getiren Sadrazam Köprülü Ahmet Paşa’nın vesilesiyle saraydan halka inen opera dinletileri önce İstanbul, sonra da İzmir’de tiyatro binalarında sahnelenmeye başladı.

 

Yabancı opera yazarlarının da ülkemizde eserler üretmesiyle iyice bilinirlik kazanan opera, Türkiye’nin sanatsal anlamda gelişmesini de sağladı. İtalya’da ortaya çıkan bu büyüleyici sanat türü, 19. yüzyıl Türkiye’sinde sanat topluluklarının estetik ifade biçimlerinden biri olma rolünü üstlenmişti.

 

Geçmişten günümüze dünya üzerinde sanatsal bir dalgalanma yaratan operanın en güncel örneklerini, İstanbul’un gözdesi Pera Palace Hotel‘de deneyimlemeniz mümkün. 130 yıldan fazla süredir şehrin en sanatsal ve estetik mekânlarından biri olan Pera Palace’taki opera dinletileri, sanatseverleri tarihî bir yolculuğa çıkarıyor.

 

Güçlü akustiği ve ihtişamlı mimari tasarımıyla öne çıkan Grand Pera Balo Salonu’nda gerçekleşecek etkinlikler aşk, müzik ve büyüleyici hikâyelerle sizlere unutulmaz dakikalar yaşatacak. “Pera Palas’ta Aşk”, “Farinelli ve Senesino Aryaları” ve “Dünya Kadınları” operalarının sahneleneceği bu özel etkinlik serisinde, önemli Türk bestecilerin eserlerinden oluşan bir repertuvar da dinleyicileri sizi bekliyor…

 

************************

 

Türkiye'de opera faaliyeti devlet tarafından 1940'larda başlatılmıştır.

 

Tabii Mustafa Kemal Atatürk, opernınmutlka gelişmesi lazım genle bir snat olduğunu yıllarca haykırmıştı…

 

Türkiye coğrafyasında ise 18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'na gelen yabancı kumpanyalar ile başlar.

*************************

Geleleim, önceki akşam izlediğim ‘La Bohem’ operasına…

**************************“La Bohème” operasının en önemli yönlerinden biri, duygusal davranışların simgesi olan değişik tema ve motiflerin, eserin akışı içinde sık sık ortaya çıkmasıdır. Sanatçıların çeşitli iniş çıkışlara sahne olan ruhsal yaşantılarını ve yoksul hayatın getirisi dayanışma ve hoşgörüyü “bohem hayatı” olarak değerlendiren 19.yüzyıl Batı edebiyatı, Puccini’ye sunduğu bu tür bir konuyla, opera literatürüne üstün bir eser kazandırmıştır.

 

Fransız yazar Henry Murger’in “Scènes de la vie de Bohème” (1851) adlı eserinden esinlenerek, libretto yazarları Giuseppe Giacosa ve Luigi Illica tarafından hazırlanan libretto üzerine İtalyan besteci Giacomo Puccini’nin 1893-1895 yılları arasında bestelediği “La Bohème” operası, yoksul bir terzi olan Mimì ve onun sanatçı arkadaşlarının 1830’lu yıllarda Paris’te yaşadıkları bohem hayatı gözler önüne serer. Ayrıca Giacosa & Illica ikilisinin Puccini için yazdığı ilk librettodur. Dört perdeden oluşan “La Bohème” operasının dünyadaki ilk temsili 1 Şubat 1896 tarihinde İtalya’nın Torino şehrindeki Teatro Regio’da gerçekleşti ve orkestrayı Arturo Toscanini yönetti. Dünya prömiyerinde Cesira Ferrani (Mimì), Evan Gorga (Rodolfo), Tieste Wilmant (Marcello), Camilla Pasini (Musetta), Michele Mazzara (Colline), Antonio Pini-Corsi (Schaunard), Alessandro Polonini (Benoît & Alcindoro) ve Dante Zucchi (Parpignol) aynı sahneyi paylaştı. Zamanla İtalyan opera repertuvarının vazgeçilmezleri arasına giren yapıt, dünyada en çok icra edilen opera eserlerinden biri oldu. 1946’da Toscanini, dünya prömiyerinin ellinci yılı anısına “La Bohème” operasını NBC Senfoni Orkestrası ile bir radyo yayınında yönetti. Daha sonra bunun kaydı RCA Victor tarafından plak, kaset ve CD formatlarında yayımlandı ve bir Puccini operasının orijinal orkestra şefi tarafından yapılan ilk ve tek kaydı olarak tarihe geçti.

 

Bohem hayatı yaşayan bir grup arkadaş, geçimlerini sanat eserleri yaratarak kazanmaktadır. Şair Rodolfo, terzi Mimì’ye aşık olmuştur; ressam Marcello’nun da şarkıcı Musetta ile çalkantılı bir ilişkisi vardır. Her şeye rağmen iki çift de mutlu oldukları zamanlarda, birlikte hayatın ve aşkın tadını çıkarmaya çalışırlar. Ancak, Mimì’nin sağlık durumunun oldukça kötü olduğu anlaşılınca, Rodolfo onun bu hastalıktan öleceğini kabul etmekte zorlanır. Rodolfo ile Mimì ayrılır ve aylar sonra Musetta, Mimì’nin durumunun ağırlaştığını fark ederek onu Rodolfo ve Marcello’nun yaşadığı eve getirir. Rodolfo hemen onu içeri alır ve sağlığına kavuşması için elinden geleni yapmaya çalışır. Ancak artık çok geçtir. Birbirlerine aşklarını ilan ettikten hemen sonra Mimì hastalığına yenik düşer. Eserin öne çıkan bölümleri arasında “Che gelida manina” (Rodolfo, I.Perde), “Sì, mi chiamano Mimì” (Mimì, I.Perde), “O soave fanciulla” (Mimì-Rodolfo düet, I.Perde), “Quando men vo” (Musetta, II.Perde), “Donde lieta uscì”(Mimì, III.Perde), “Dunque è proprio finita?” (Rodolfo-Mimì-Marcello-Musetta, III.Perde), “Vecchia zimarra” (Colline, IV.Perde) ve “Sono andati? Fingevo di dormire” (Mimì, IV.Perde) sayılabilir.

 

Operada İtalyan “verismo” (gerçekçilik) türünün tartışmasız en büyük bestecilerinden biri olan Puccini’nin bu türde bestelenen en önemli eserlerden birine imza attığı konusunda neredeyse tüm eleştirmenler aynı görüştedir. “La Bohème” sadece bununla kalmaz, genel anlamda da bestecinin ve opera tarihinin en çarpıcı eserlerinden biri kabul edilir. Puccini’ye, Murger’in ünlü yapıtından bir libretto, bir opera eseri yaratma fikrini ilk kimin verdiği bilinmemektedir. Bestecinin kendi keşfi olabileceği gibi, eğitimli ve kültürlü bir insan olan yayımcısı Giulio Ricordi’nin de ona bu fikri verdiği düşünülmektedir. Murger’in yapıtının 1859 yılında İtalyancaya çevrildiğini ve İtalya’da büyük beğeniyle karşılandığını da belirtmeden geçmeyelim. Tabii ki L. Illica ve R.Leoncavallo isimleri üzerinde de ayrıca durmak gerekir. Puccini’nin bir önceki operası “Manon Lescaut”nun beş libretto yazarından biri olan Illica’nın Fransız edebiyatına olan ilgisi ve evinde bu edebiyata dair eserlerin bulunduğu devasa bir kütüphane olduğundan bahsedilir. Bununla birlikte Ricordi’nin besteciye gönderdiği mektuplardan birinde yer alan bir paragraftan, Illica’nın Puccini’ye, Murger’in eserinden bir opera yaratma fikrini verdiğini sezinleyebiliriz. Opera seyircisinin kalbinde taht kuran “Pagliacci” (1892) operasının bestecisi Leoncavallo ise dünya edebiyatına oldukça hâkimdi, eserlerinin librettolarını kendisi kaleme alan çok yetenekli bir yazardı ve Manon Lescaut’nun librettosunda onun da emeği vardı. 1893 yılında Puccini’ye Murger’in romanından ve diğer bazı Fransız yazarların eserlerinden oluşturduğu bir libretto sundu. Puccini ise onun bu librettosunu geri çevirdi. Sebebinin daha iyi anlaşılması için şunu da açıkça belirtmek gerekir ki Leoncavallo, Puccini ve Ricordi’nin ciddiye aldığı bir kişi değildi. Bir yıl sonra iki besteci tesadüfen Milano’daki bir kafede karşılaştıklarında, Puccini ona, sonunda yeni operası için uygun bir konu bulduğunu söyledi; Murger’in bahsi geçen eseriydi bu konu. Leoncavallo buna şiddetle karşı çıktı ve o konu üzerindeki hakların en baştan beri kendisinde olduğunu vurguladı. Bu kapışmanın ardından ertesi sabah Leoncavallo’nun yayımcısının editörlüğünü yaptığı “Il Secolo” gazetesi Leoncavallo’nun Murger’in eserinden yola çıkarak yeni bir opera bestelemekte olduğunu yazarken, Milano’nun akşam gazetesi “Il Corriere della Sera” benzer bir haberi Puccini için verdi. Puccini, Leoncavallo’nun aynı konu üzerinde çalıştığından haberdar olmadığını, kendisinin de bir süredir bu konuyla ilgili çalışmalar yaptığını belirtmiştir. Sonuçta bu yarışı kazananın Puccini olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Puccini’nin operası dünya prömiyerini 1896 yılında yaparken, Leoncavallo’nun aynı adlı operası prömiyerini 6 Mayıs 1897 tarihinde Venedik’te yapmıştır. Puccini’nin eseri klasikler arasına girerken, Leoncavallo’nun – Puccini’ninkinin tersine – Marcello’yu tenor, Rodolfo’yu bariton ses için yazdığı eseri kısa zamanda unutulmuş, günümüzde çok nadir sahnelenir hale gelmiştir.

 

**********************

 

Size bir sır, en önemli Türk Operetlerinden biri olan ‘Lüküs Hayat’ ile, benzerlikler de gösteriyor ‘La Boheme’; en azından içeriksel olarak…

***********************

Bugün biraz uzattık…

 

Ama deydi sanırsa…

 

************************

Görüşmek ve okunmak dileğiyle…



Bu yazı 1544 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI