beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort avcılar escort sex hikayesi porno seyret beylikdüzü escort
Bugun...


Sinem Elgün

facebook-paylas
BİR KİTABINIZ OLSUN
Tarih: 09-03-2025 16:19:00 Güncelleme: 09-03-2025 16:25:00


 

Küçücük bir kız  çocuğuyken,  babamın görevi nedeniyle, Anadolu’nun çok çeşitli şehirlerinde geçirmiştim çocukluğumu…

 

O yıllarda, özellikle de Anadolu’da,  dini bayram kutlamaları pek bir önemsenirdi…

 

Tanıdığa, eşe, dosta, komşuya muhakkak bayramlaşmaya gidilirdi karı-koca…

 

Annem ve babam da bu karı-kocalardan birisiydi,       işin ilginç yanı gidilenler de gelirdi bayramlaşmaya,  sanki iki futbol takımının deplasman ve ev sahibi olması gibi, bir anne-babam ev sahibi olur, bir gittikleri aileler ev sahibi konumuna girerdi…

 

Tabii bayram, en güzel elbiseleri giymişiz sabahtan, ablamla şeker toplamaya filan da çıkmışız, e saat de genellikle bayramlaşma saati olan ilk günün öğleden sonrası ya da ikinci gün, Kurban Bayramı’ysa ise, ikinci gün öğleden sonrası ya da üçüncü günün sabahı; bayramlaşmaya gitme saatien gelirdi, bazı yerlere de bizi götürmezlerdi…

 

Ağlar tepinirdik, ‘Biz de gitcez,  bizi de götüürn’ diye, nafile; sonra babam gönlümüzü alır; ‘Tamam yavrum, siz de bayramdan sonra kapıyı çalar, ‘Geçmiş bayramınız kutlu olsun’ dersiniz’ erdi…

 

‘Geçmiş bayram kutlama’ fikri ya da anlayışı da o günleren kalma ya; sizi sürekli yazılarla da boğmamak için, dün 8 Mart’ta günün ehemmiyetine ilişkin bir şeyler yazmadım; bu vesile ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadtınlar Gününü’üz anlamlı geçirdiğinize inanarak kutluyorum, her ne kadar o günün acılı bir tarihi olsa da…

 

***************************

 

Bakı, divan edebiyatının eşsiz örneklerinden birini verdiği bir rubai-menkıbesinde, rumuzunu da kullandığı son beyitin son dizesinde, ‘Baki kalan bu kubbede bir  hoş sada imiş’ der…

 

Manâsı çok derindir aslında…

 

Ne yaparsak yapalım, ne kadar zengin olsak da, ne kadar güzel olsak da, ne kadar akıllı, çalışkan, tembel, saf ya da uyanık olsak da; bizi ölümsüz kılacak olan şey, bir gün mutlaka götüp gideceğimiz dünyada, ardımızda kalıcı bir eser bırakmak olmalıdır, olur, olacaktır…

 

**************************

Hepimizin, özellikle de yaşı 30 ve üzeri olanlarımızın bir hikayesi var değil mi yaşadığımız…

 

Çalkantılı da olsa, rutin de olsa,  acılı da olsa ya da çok ama çok mutlu da olsa; hepimizin yaşanmışlıkları var ve bir hikayesi var yaşamımızın…

Ataol Behramoğlu, ‘Acılar da sevinçler gibi olgunlaştırır insanı’ der ya ‘Yaşadıklarıman Öğrendiğim Ber Şey Var’ şiirinde, mutluluklarımızla da olgunlaşmışızdır, acılarımızla da, aslında yaşadığmız önre dair her dakika,  olgunlaşma enstitümüzdür bizim…

 

**************************

Peki hatırlamamız ya da anmamız dışında hangisini not etmişizdir bunların…

 

‘Hiçbirisiniiiiii…’ dediğinizi duyar gibiyim…

 

Keza bende bile çoğu öyle…

 

Annemizin, babamızın, anneannemizin, dedemizin, amcamızın, teyzemizin, sevgilimizin, evladımızın, eşimizin ya da bir yakınımızın, bir arkadaşımızın bize verdiği bir küçzük hediye, ya da ne bileyim onlardan biri ile gidilen bir lokanta, bir tatil beldesi, bir sokak, bi sandalye; bir anda anılarımızı cnalandırır, o ana geri döner ve sonra rutine bağlarız değil mi?

 

Oysa bir yerlere niot alsak o gün yaşadığımızı, o anı, not etsek bir kağıda, ölümsüzleştirsek, ‘Günlük’ tutsak misâl; fena mı olur?

 

*************************

Hani klasik bir geiyk vardır; Aaaah ah, benim yaşadıklarımı anlatsam,  bir yazsam; roman olur’ diye; e yaz kardeşim, elini bağlayan mı var, kalemin mi yok, kağıdınız mı?

 

Kimse sizden, ilk satırdan Tostoy olmanızı, Nazım Hikmet olmanızı, Peyami Safa olmanızı, Balzac olmanızı beklemiyor, beklemez de zaten, beklenmez de…

 

Öyle fimlerde gördüğünüz gibi, ‘Sevgili Günlük’ diye başlanıza da gerek yok; o günün notunu alın, sonra da bir ajanda edinin ve o günün tarihine o notu ekleyin; o ajanda doldukça, yıl yıl yenisi eklenir ömrünüzün sizde bıraktığı tortulara ve çok mahreminizi de yazmamışsanız ki yazmış olsanız da fark etmez; onları kitaba dönüştürün hem de en ham haliyle ve olduğu gibi…

 

Siez bir sır vereyim, dünyada en ilgi çeken kitaplar, anı ya da biyografi kitaplarıdır, keza otobiyografi kitapları…

 

Artık kitab bastırmak o kaar maliyetli bir iş değil, siez ait bir eser bırakın bu dünyaya ve sizdten yüz-yüz elli yıl sonra, birileri bu dünyadan abir sizin geçtiğinizi fark etsin; şaşırsın, üzülsün ya da mutlu olsun; yeter ki yazın ve tanımaıklarınızca da yad edilin…

 

Ben 1978 doğumluyum, en fazla 2078 yılında trunum anacaktır beni en son, 2144 yılında adım bile hatırlanmayacaktır, 2200 yılında ise, belki kemiklerim dahi toprak zerresi olacak;  yok olacağım, yok olacağız yani tamamen…

 

Ama bi kitap, bir eser bırakırsak, o eser belki 3244 yılında bile bir okuyucunun eline geçecek bikr sahaf tezgâhında, bir kütüphane arşivindre…

 

Sıradan da olsa hikayemiz, çok heyecanlı da olsa, bizi anacak geniş kitleler ve hiç bilmeiklerimiz ve belki de örnek olacak yaşadıklarımız ya da düstur, ne bileyim ya da bir doktrin…

 

Bu yüzdten ömrünüzü not alın…

 

************************

Bakın son dönem kitaplarında, aslında hayattan ve hayatımızdtan öyle alıntılar yapılıyor ki; hele hele de yabancı yazarlar tarafından…

 

Misâl, kitabın en ilginç yernide, yazar bir anda kahramanı ‘Google’ ile buluşturuyor, ‘Youtube’ ile, ya da zincir bir hamburger markası ile, ya da bir eçecek maraksı ile, ya da bir yiyecek ile, bir tatil beldesi ile, bir soakla, tarihi bir mekânla…

 

Sizi de bir anda o bilindik yere, olguya ya da kavrama taşıyor…

 

Çünkü, 1983 yılında meşhur olan Opus grubunun şarkısı ‘Life ise Live’, yani ‘Hayat Yaşamaktır’ şarkısında olduğu gibi…

 

Zira, hayatk aslında aşinalıktır, bilmemizdir, yaşamamızdır…

 

************************

 

Sadece bu yazya ulaştığnız şu gün içinde dahi neler yaşadınız değil mi?

 

Klasik bir gün de geçirmiş olsanız, yarın belki farklıdır, ya da dün farklıydı; niye not etmiş olmayasınız ki?

 

Size nasıl ısrarla okumanızı tavsiye ediyorum; artık yazmanızı da istiyorum; çok şey mi istiyorum; hayır…

 

İlk satırlar zor gelebilir size ama inanın sonraki satırlarda, kaleminiz sizi bulacak, siz de kendinizde kendinizi…

 

Ne dersiniz,  şu andan itibaren yazmaya başlayalım mı?

 

************************

Hele bir de o katıbınız basıldıktan sonra, o kitap kapağında kendi adınızı görmenizin yani siez ait, tamamen siez ait bir esere sahip olmanızın, bir evladt asihp olmak kadar kutsal bir haz olduğunu, yazarların anlattıklarından ya da o imza günündeki tebessümlerinden biliyorum…

 

************************

Görüşmek ve okunmak ümidiyle…

 



Bu yazı 1316 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI