Bir kafeye giriyorsunuz.
Kahvenizi söylüyorsunuz. Bilgisayarınızı açıyorsunuz. Wi-Fi'ye bağlanıyorsunuz. Belki iki saat boyunca kimseyle konuşmuyorsunuz.
Peki neden oradasınız? Sadece kahve içmek için mi? Sanmıyorum.
Sosyolojide buna “Third Place – Üçüncü Yer” deniyor. Kavram, sosyolog Ray Oldenburg tarafından ortaya atılmış.
Birinci yer evimiz, ikinci yer işimiz ya da okulumuz. Üçüncü yer ise ikisinin arasında, insanın kendine ait hissettiği sosyal alan.
Bugün kafelerin bu kadar dolu olmasının nedenlerinden biri de belki bu.
Ev her zaman huzurlu değil. İş yeri her zaman rahat değil.
Ama bir kafede küçük bir masa buluyorsunuz. Kahveniz önünüzde, bilgisayarınız yanınızda, Wi-Fi'niz var. İsterseniz çalışıyorsunuz, isterseniz kitap okuyorsunuz, isterseniz hiçbir şey yapmadan dışarıyı seyrediyorsunuz.
Ve kimse size:
“Ne yapıyorsun burada?”
diye sormuyor.
Çünkü orası birkaç saatliğine sizin alanınız. Üstelik yalnız değilsiniz ama kimse de sizden bir şey beklemiyor.
Belki Third Place'in asıl güzelliği burada. İnsan bazen yalnız kalmak ister ama kendini yalnız hissetmek istemez.
Kafeler işte tam o aralıkta duruyor. Bir fincan kahvenin, bir masanın ve biraz Wi-Fi'nin arasında... İnsan kendisine küçük bir hayat kuruyor.
Belki de bugün kafelerin dolu olmasının sırrı kahvede değil.
İnsanların kendilerine ait bir yer aramasında.
Nota ve Tınıyla...
