Bir zamanlar kapı zilleri vardı...
Öyle şimdiki gibi sadece bir düğmeye basıp içeridekine “Ben geldim” demek değildi mesele. Bir kapı zilinin sesi, bazen evin içinde küçük bir telaş başlatırdı.
“Kim o?”
Bu soru, çocukluğumuzun en tanıdık cümlelerinden biriydi. Kapının arkasında kim olduğunu bilmeden önce merak ederdik. Bazen komşuydu, bazen elinde filelerle eve dönen anne, bazen hiç beklemediğimiz bir akraba... Bazen de arkadaşımız.
Ve zil bir kez daha çalardı.
O ikinci çalışta insanın içinde başka bir heyecan olurdu. Çünkü artık gelen kişinin gerçekten gitmediğini, orada olduğunu anlardınız.
Mahallelerde kapı zilleri birbirine benzerdi ama hiçbirinin sesi aynı değildi. Kimi ince ve telaşlı çalardı, kimi tok ve ağır... Kimi de çocukların parmağıyla art arda basıldığında bütün apartmanı ayağa kaldırırdı.
Bugün düşünüyorum da... Biz galiba yalnızca kapı zillerini kaybetmedik. O zillerle birlikte insanların birbirine habersizce uğrayabilme alışkanlığını da kaybettik. Eskiden birinin kapısını çalmak için randevu gerekmezdi.
“Evde misin?” deyip içeri girilirdi.
Bir fincan çay konur, mutfaktan bir tabak çıkarılır, konu konuyu açardı. Şimdi ise önce mesaj gönderiyoruz.
“Uygun musun?”, Sonra: “Geleyim mi?”, Sonra: “Kaçta?”, Ve bazen bütün bu konuşmaların sonunda kimse kimseye gitmiyor. Kapı zili susuyor.
Apartmanlar büyüyor, evler güzelleşiyor, teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama kapının arkasındaki hayat giderek küçülüyor. Oysa bazı seslerin teknolojik karşılığı yok. Bir kapının açılma sesi mesela...
Ardından gelen: “Hoş geldin.”, Ve içeriden yükselen: “Çay koyuyorum.”
Bunların hiçbirini bir telefon bildirimi karşılayamıyor. Belki de bu yüzden eski kapı zillerini hatırladığımızda aslında bir sesi değil, bir zamanı özlüyoruz. İnsanların birbirine daha kolay ulaştığı, fakat birbirlerinden daha uzak olmadığı bir zamanı...
Şimdi çoğu kapı sessiz. Ama bazen bir yerlerde eski bir zil çalıyor. Ve insan, yıllar önce kaybettiği birini yeniden duyacakmış gibi başını kaldırıyor. Belki de bazı kapı zilleri bu yüzden hâlâ hafızamızda.
Çünkü onlar yalnızca kapıyı açtırmıyordu. Bazen geçmişi de içeri alıyordu.
Bazı sesler sustuğunda yalnızca sessizlik kalmaz; biraz da hayat eksilir.
Nota ve Tınıyla...
