Herşey, Napolyon’un karısı Marie Antoinette’nin; ‘Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler’ sözündeki ‘Pasta’ sözünün; bildiğimiz pastayı anlattığını sanan ahmak bir çeviri hatası ile başlamıştı…
Antoinette’nin kastettiği; ‘Makarna’ idi, zira İtalyanca’da makarna; ‘Pasta’ sözü ile anılıyordu. Bizim bildiğimiz anlamdaki pasta, Fransızca’da ise ‘Gateau’ idi ve okunuşu itibarıyla kötü bir anlam da bırakacağından ‘Pastane’ dediler adına; ‘Pasta Evi’ yani…
1900lü yılların Peras’sında; İstanbul’uin ilk pastaneleri açılmaya başlandığında; ‘Lorian’ ve ‘Markiz’ öncülük ediyordu…
İngiliz usulü akşamüstü çayları, Fransız usulü ‘Cookies’ler ve bazı Ala Turca çöreklerin; süslü versiyonları…
Cumhuriyet sonrası; pastaneler hızla çoğaldı; çoğaldı dediysek; her semtte bir tane filan…
1990lar’a gelindiğinde; Ankara, İzmir ve İstanbul’da yüzlerce pastane vardı…
**************************
1990ların sonlurandın itibaren; hepsi de ‘Pastane’ karekteristiğinden uzaklaşmaya başladı…
Önce adlarını ‘Cafe’ olarak değiştirdiler; sonraürün karekteristiklerini; sonra da makyajlarını…
Pastane neydi?
Ön tezgahında; sabah ve akşamüstü sıcak poğaça, açma ve simit bulunan; iç kısıda ise tek kişilik ya da altı-yedi kişilik pasta ile lokum çeşitleri ile, tatlı-tuzlu kuru pasta bulunan dükkânlardı…
Kışın sahlep kazanı, yazın ise dondurma makinesinin süslediği bir giriş kapısı vardı…
Nasıl kahveler mahalleli erkeklerin uğrak yeri ise; pastaneler de cümrü cemaat mahallelinin uğrak yeriydi…
Ama ah işte şu vahşi kapitalizm yok mu; pastane imajını ‘Cafe’ye çevirdi; içerik ve makyaj; o eski otantik pastaneleri bir bir yedi ve bugün; kimisi ‘Cafe’, kimisi ise ‘Fırın’ takma adı ile anılan; sahte renkli mekânlara dönüşüverdi…
O bilindik tek kişilik koyu kremalı rulo pastalar; yerini mide ağrısı yapacak
kadar ağır yağlı kremalı; tek tip berbat pastalara bıraktı.
Kuru pastalar tart hamuru yerine, yağlı hamurdan yapılmaya başlandı…
Herşeyden önemlisi; dondurmalar; o eski saf sütten el yapımı ve makine yerine; süt tozundan ve naşasta bazlı solisyonlarla zenginleştirilmiş; sözde camekanda sergilenen aromadan başka tadı olmayan bulamaçlar haline geldi.
İnanmıyorsanız sornu bir dondurmacıya; ‘’Tutti Frutti’ ya da ‘Santa Maria’ varmı?’ diye; bilmezler bile; oysa yıl 1981; mahallemizin Nebi Donurmacısı’nda vardı…
**************************
Bilmeyeneniz çoktur, şu ‘Tutti Frutti’yi anlatayım; bol vanilyalı donurmaya kuru üzüm, incir ve portakal kabuğu şekerlemesi katılarak yapılan müthiş bir tad; şu anda ‘Benim’ diyen dondurmacıda bile yok…
**************************
Neyse hülasa; mahallelelerimizde artık ‘Pastane’ yok; siz şayet uyduruk pastlara satıyorlar diye; o ‘Cafe’ ya da ‘Fırın’ları pastane sanıyorsanız; aldanıyorsunuz…
Ekmek satan pastane olmaz; dondurmasını kendi yapmayana da pastane denmez…
Hatta sözde bayatlamasın diye strech filme sardığı ve ertesi gün açıldığında sapır sapır dökülen paskalya çöreğini, ay çöreği ve tahinli çöreği; bir gün sonra taze diye satana hiç pastane denmez…
Biz büyüdü ve kirlendi ya dünya; işte bir kaybımız da pastanelerden yana…
Bu yazı 4972 defa okunmuştur.