beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort şirinevler escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort seks hikayesi
Bugun...


Sinem Elgün

facebook-paylas
GÜLÜNÜN SOLDUĞU AKŞAM
Tarih: 27-04-2025 20:46:00 Güncelleme: 28-04-2025 06:30:00


 

 

Ekranlardan izliyoruz…

 

Önce Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası karıştı sokaklar; ardından protestolar, eylemler, gösteriler, mitingler…

 

Derken öğrenciler düştü yollara, proje okullardaki eğitim, sağlam kalsın diye…

 

Son olarak da Yozgat’ta traktörlerle yapılan çiftçi eylemleri…

 

*********

 

 

Peki siz bunlara eylem mi diyorsunuz?

 

Protesto ve eylem hakkı, Anayasal bir hak ve keşke her isteyen gerçekten inandığı için katılmış olsa eylemlere…

 

Meselâ, elde son model telefon, kalabalıklarda ‘Baaaaaaak ben de eylemlere katılıyorum’ mesajı ve emoji eklemeleri ile, selfi çekerek sosyal medyada gülümseyenelrin ben gerçekten eylemci olduğuna inanmıyorum…

 

Gündemle ilintili olmayan slogan atanları da olsa olsalar provokatör olarak nitelendirebilirim…

 

*********

 

Türkiye'de ilk öğrenci harekeli 1876 yılında meydana gelen "Talebe-i Ulum" hareketidir.

 

Bazı öğrenciler, medresede okuyan softaların tahrikleriyle Sadrazam Mahmut Nedim Paşa vc Şeyhülislam Hasan Fehmi Efendi aleyhine ayaklanıp dersleri boykot ederek gösteriler düzenlemişlerdir.

 

İlginç değil mi?

 

Sarayı protesto eden softa takımı…

 

Sonrasında ise zaman zaman, yine birçok örneği var sokak eylemlerinin…

 

Ancak 1964 sonrası üniversite gençliğinin örgütlenmesi ile yaşanan eylemler, dünya ile de eş zamanlı  olarak yaşanmış en anlamlı eylemlerdir…

 

Maalesef çok kanlı bir süreçtir, neredeyse ölüm olmayan bir gün geçmemektedir…

 

Hattâ, İstanbul Üniversitesi’nde yaşanan bir olay sonrası bölgede bulunan Milliyet Gazetesi muhabirinin şok geçirmesi üzerine olay yerine giden dönemin genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi,  orada ölen onlarca genci görerek, ‘Tanrım Bu Son Çılgınlık Olsun’ diye söylenmiş ve bu sözleri ertesi günkü köşesine aynı başlıkla taşımıştır…

 

*********

 

Türkiye’de öğrenci eylemi demek, aslında çağdaşlık mücadelesi veren Deniz Gezmiş ile özdeşleştirilebilir…

 

Deniz, daha 20 yaşındayken, üniversite gençliğine ilham vermiş, efsanesi tüm yurda yayılmıştır…

 

Maalesef 6 Mayis 1972 sabahı, daha 25 yaşındayken, arkadaşları Yusuf ve Hüseyin ile beraber idam edilmişlerdir…

 

Hoş bu idamlar, gençlere yönelik olmaktan çok, 11 yıl önce Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamlarına karşı faşist kafaların bir intikamı ve rövanşıdır ama, Türk tarihindeki kara lekelerden de biridir… 

Daha doğrusu üç kara leke…

 

Kaçarken tesadüfen elini yaraladığı bir kadını tedavi ettirerek firarını tehlikeye düşürmekten tutun da, kaçırıp esir aldıkları yabancılara mmükellef yemek ikram etmelerne kadtar müthiş bi gerçek hikayeleri vardır…

 

*********

 

Gülünün  Solduğu Akşam…

 

GÜLÜNÜN SOLDUĞU AKŞAM

 

Bugünkü kitabımız bu…

 

Erdal Öz’ün, sahibi olduğu Can Yayınları ie özdeşlşen ve efsaneleşen bir kitap…

 

Denizler’in tüm hayatını adeta kare kare taşıyor satırlarına…

 

*********

Geçenlerde bir makaleme alıttıladığım, ‘İnsan gerçekten ne zaman ölür?

 

Herhalde gülünün solduğu akşam’

 

sözüde bu kitaptan… 

 

Kitapta çok alıntı metin var, özellikle de mektuplar…

 

İşte onlardan biri…

 

*********

 

Deniz Gezmiş’in babasına cezaevinden yazdığı bir mektip:

 

"Baba,

Sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni... Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim.

Baba, biz Türkiye'nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız. Elbette ki hapse atılacağız, kurşunlanacağız da… Tıpkı birinci Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi… Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları…

Düşün baba, bugün hükümet işini gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda…

Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmış durumdadırlar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız.

Baba, Mektubuma son verirken seni, annemi, Bora'yı, Hamdi'yi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım. Ya vatan ya ölüm!"

 

*********

 

 

İfadelere bakar  mısınız, bu  çocuk daha 25 yaşında…

*********


Deniz Gezmiş ve arkadaşları yakalandı ve idama mahkum edildiler.

 

Artık vaktin dolmasını bekliyorlardı ve son mektubunu yine babasına yazdı;

 

 

"Baba;

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum.

Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum.

 

Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir.

Benim de tereddüte düşmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.

O bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı, ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.

Sadece senin değil, Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum.

 

Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim.

 

Ayrıca savcıya da bildireceğim.

Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum.

 

Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkma.

Annemi teselli etmek sana düşüyor.

 

Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum.

 

Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.

Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir; seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım." Oğlun Deniz Gezmiş –

*********

 

25’inde ‘Halkçı ve Devrimci’ olmayanın kalbi yoktur sözünü doğruluyor bu mektup…

 

Okuyup dta ağlamayan olmayacaktır sanıyorum…

 

Hele kitabın tamamını okuyup ağlamayanınız olmayacaktır…

 

*********

 

Bu kitabı, bugün soytarı kılıklı bazı lümpen ve züppe solcu bozuntularını aklınıza getirip, gerçek solculuk nasıl oluyormuş mantığı ile okumanızı da öneriyorum…

*********

Şunu da eklemeden geçemeeyceğim; ‘25’inde devrimci olmayanın kalbi yoktur, 40’ına gelip vazgçmeyenin aklı yoktur’ algısı ise,  faşist, gerici ve bağnaz kafaların, yüreği yurtseverlik için çarpan gençlere karşı bir anti-algı operasyonudur…

 

Zira bir ülkenin aydınlık geleceği için yürek çarpıntısı hissetmek, her yiğidin harcı değildir…

 

Onlarda da yiğitlik sadece kaba kuvvet olduğu için, anlamazlar, algılayamazlar, kapasiteleri yetmez…

 

*********

 

Görüşmek ve okunmak dileğiyle…

 

 



Bu yazı 4135 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI