Bazen insanın dünyadan biraz uzaklaşması gerekir. Kalabalıklardan, bitmek bilmeyen konuşmalardan, herkese yetişme telaşından, kendisinden sürekli bir şey bekleyen insanlardan… Kapıyı kapatıp sessizce kendi içine çekilmek ister. Ve galiba insanın çekilebileceği en iyi yer, yine kendi içidir.
Çünkü dışarıda ne kadar kalabalık olursak olalım, insanın içinde yalnızca kendisinin bildiği bir oda vardır. Anahtarı başkasında olmayan, penceresinden yalnızca kendi geçmişine ve geleceğine bakabildiği bir oda… Bazen oraya gidip biraz dinlenmek gerekir. Kimseye bir şey anlatmadan… Kimseyi ikna etmeye çalışmadan… Güçlü görünmek zorunda kalmadan… Çünkü hayat, insana sürekli “dayan” demeyi öğretir. Oysa bazen dayanmak değil, durmak, kendimize dönüp “Ben nasılım?” diye sormak gerekir.
Ne zaman son kez gerçekten kendimizi dinledik?, ne zaman başkalarının ne düşündüğünü bir kenara bırakıp kendi kalbimizin sesine kulak verdik?, belki de en büyük yorgunluğumuz, sürekli dışarıya bakmaktan geliyor. Kim ne yaptı?, kim ne söyledi?, kim bizi sevdi, kim vazgeçti?, kim kaldı, kim gitti?
Oysa bütün bu soruların arasında kendimizi unutuyoruz. Sonra bir gün, kalabalığın ortasında bile kendimizi yalnız hissediyoruz. İşte o zaman insanın biraz içine dönmesi gerekiyor. Ama içine çekilmek, hayattan kaçmak değildir. Tam tersine… Bazen yeniden hayata dönebilmek için kısa bir süre kendimize dönmektir.
Sessizlikten korkmamak gerekir. Çünkü sessizlik her zaman boşluk değildir. Bazen insanın kendi sesini ilk kez duyabildiği yerdir. Orada geçmişimizle karşılaşırız. Kırgınlıklarımızla, pişmanlıklarımızla, yarım bıraktıklarımızla… Ama sadece onlarla değil. Hâlâ gülebilen tarafımızla da karşılaşırız. Hâlâ umut eden yanımızla… Ve belki de yıllardır ihmal ettiğimiz o eski halimizle…
İnsan bazen kendisini yeniden bulmak için herkesten uzaklaşmak zorunda kalır. Bir süre telefonunu sessize almak, kapıyı kapatmak, bir kahve yapmak, eski bir şarkı dinlemek ve hiçbir yere yetişmeye çalışmamak bile yetebilir. Çünkü insanın en güvenli sığınağı, çoğu zaman yine kendisidir. Yeter ki kendi içindeki kapıyı tamamen kapatmasın.
Hayat dışarıda ne kadar gürültülü olursa olsun, insanın içinde küçük bir sessizlik kalmalı. Sığınılacak kadar sessiz… Yeniden başlayacak kadar umutlu… Belki de büyümek biraz da budur: Herkesten uzaklaşmayı değil, gerektiğinde kendine yaklaşmayı öğrenmek. Ve insan sonunda şunu anlar: Dünyadan kaçabileceğin pek çok yer vardır ama kendinden kaçabileceğin hiçbir yer yoktur.
Öyleyse insanın çekilebileceği en iyi yer içidir. Çünkü bazen insanı yine kendi içindeki küçük bir ışık kurtarır.
Nota ve Tınıyla...