Son zamanlarda sosyal medyaya düşen bazı görüntülere bakmaya artık cesaret edemiyor insanlar. Çünkü ekranda bir yavru kedi var. Savunmasız, küçücük, korkmuş… Ve karşısında insan denilen varlık. Burada durup şu sorunun sorulması gerekiyor:
Bir canlıya acı çektirmekten nasıl zevk alınır? Bir yavru kediyi tekmelemek, dövmek, yakalamak, işkence etmek, korkutmak ya da onun çaresizliğinden eğlenilecek bir malzeme çıkarmak “yaramazlık” değildir. Şaka hiç değildir. Bu, kötülüktür.
Üstelik bazı durumlarda yalnızca kötülük de değildir. Hayvanın acısından haz alma davranışı için psikolojide zoosadizm denilen bir kavram vardır. Fakat bunu hemen bir teşhis gibi kullanmak da doğru değildir. Çünkü her zalim insanın psikiyatrik bir hastalığı olduğunu söyleyemeyiz.
Ama bildiğimiz bir şey var: Merhametin yokluğu, insanlığın varlığıyla aynı şey değildir. Bir yavru kedinin küçücük bedeniyle kendini savunmaya çalışması, insanın karşısında ne kadar güçsüz olduğunu gösterir. Ve asıl mesele de budur. Gücü yetene eziyet etmek marifet değildir. Asıl insanlık, senden güçsüz olanı koruyabilmektir.
Bugün bir yavru kediyi tekmeleyen, yarın başka bir canlıya, başka bir insana uzanabilir. Bu nedenle hayvana yönelik şiddeti “Aman canım, hayvan işte” diyerek geçiştirmek yalnızca vicdansızlık değil, aynı zamanda toplum adına büyük bir yanılgıdır. Çünkü şiddet normalleştikçe sınırları genişler. Önce bir kedi. Sonra bir köpek. Sonra başka bir canlı. Ve sonunda şiddetin kendisi sıradanlaşır.
Sosyal medyada bu görüntüleri paylaşırken de bir başka sorumluluğumuz var. Her vahşet görüntüsünü defalarca dolaşıma sokmak, bazen farkında olmadan o caniyi yeniden görünür kılmak demektir. Asıl görünür olması gereken, hayvanın yaşadığı zulüm ve buna karşı gösterilecek tepki olmalıdır.
Bir de şu cümleyi artık unutalım: “Hayvanlara zarar veriyor ama insana zarar vermez.” Şiddeti küçümsemek için kullanılan bu cümle, belki de en tehlikeli cümlelerden biridir. Çünkü mesele yalnızca bir kedinin başına gelen değildir. Mesele, bizim nasıl bir toplum olmak istediğimizdir. Çocuklarımıza ne öğreteceğimizdir. Merhameti mi? Yoksa güçsüz olana istediğini yapabileceğini mi?
Ben bir yavru kedinin gözlerine bakıldığında insanlığın ne kadar büyük olabileceğini görüyorum. Ama bazılarının o gözlerde korkudan başka hiçbir şey bırakmadığını da... Ve insan bazen gerçekten utanıyor. Bir kedinin canını acıtandan değil yalnızca… O acıyı görüp susanlardan da.
Çünkü bazen bir canlıyı kurtarmak için kahraman olmaya gerek yoktur. Bir ihbar yeter. Bir kapıyı açmak yeter. Bir veterinerin yolunu tutmak yeter. Bir zalimin karşısında “Dur!” demek yeter. Çünkü o küçücük yavrunun bizim dilimizde söyleyebileceği tek bir kelime bile yok.
Ama çığlığı var. Ve o çığlık aslında bize soruyor: “Beni neden korumadınız?”
İnsanlığımızı kaybetmeden önce, o soruya verecek bir cevabımız olsun.
Nota ve Tınıyla...