İnsan gençken zamanı tanıdığını sanır.
Saatine bakar... Takvim yapraklarını koparır... Yılların hep önünde uzanacağını düşünür. Oysa zaman hiçbir zaman acele etmez.
Koşmaz... Bağırmaz... Kimseyi tehdit etmez. Sessizdir. Belki de bu yüzden en güçlüdür. Çünkü görünmeden çalışır.Fark ettirmeden değiştirir. Ve hiçbir canlı onun karşısında sonsuza kadar direnemez.
Bugün aynaya güvenen yüzler...Yarın kırışıklıklarla tanışır. Bugün bileğine güvenen bedenler... Bir sabah merdivenleri daha yavaş çıkmaya başlar. Bugün "Ben bilirim." diyenler... Yıllar sonra susmanın ne kadar büyük bir erdem olduğunu öğrenir.
Zaman kimseye bağırmaz. Sadece bekler. İnsan ise çoğu zaman onun sabrını küçümser. Gençlikte kibir kolaydır. Başarı sonsuza kadar sürecekmiş gibi görünür. Servet hiç eksilmeyecek sanılır. Dostlukların bozulmayacağına... Sevdiklerin hep yanında kalacağına inanılır.
Hayat ise bütün bu kesin cümlelere sessizce gülümser. Çünkü zamanın en büyük öğretisi şudur:
Hiçbir şey, olduğu gibi kalmaz.
Mevsimler değişir. Şehirler dönüşür. Çocuklar büyür. Anne babalar yaşlanır. Evler eskiyebilir... Fotoğraflar sararabilir... Ama en çok da insanın içi değişir. Bir zamanlar uğruna geceler boyu üzüldüğümüz meseleler, yıllar sonra gülümseyerek hatırlanan küçük ayrıntılara dönüşür. Bugün vazgeçilmez sandığımız insanlar, yarın güzel bir anının içinde yaşamaya devam eder. Bir zamanlar erişilmez görünen hayaller ise bazen avuçlarımızın içine kadar gelir. İşte zamanın adaleti de burada saklıdır.
O kimseyi kayırmaz. Ne makam tanır... Ne şöhret... Ne para... Ne de güç. Krallar da onun önünde eğilir. Şairler de... İşçiler de... Sanatçılar da...
Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Aramızdaki tek fark, bu yolculuğu nasıl geçirdiğimizdir. Bazen insan, zamanı tükettiğini zanneder. Oysa gerçekte tükenen zamandan çok insanın kendisidir. Her geçen gün ömrümüzden sessizce bir yaprak eksilir. Fakat bunun farkına çoğu zaman takvim değil, özlem düşürür.
Bir çocuk sesi... Eski bir şarkı... Yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf... Ya da hiç beklenmedik bir koku... Bir anda bizi onlarca yıl geriye götürür. İşte o an anlarız... Aslında geçen yıllar değilmiş. Geçen, bizmişiz.
Belki de bu yüzden hayatı aceleyle tüketmek yerine, her günü biraz daha dikkatle yaşamak gerekir. Çünkü zamanın karşısında kazanmak mümkün değildir. Ama ona anlam katılabilir. Güzel bir dostluk... İçten söylenmiş bir teşekkür... Bir çocuğun başını okşamak... Bir ağacı gölgesi için değil, geleceği için dikmek... İnsanı zamana karşı güçlü kılan bunlardır.
Saatler durmaz.Takvimler geri dönmez. Ama ardımızda bırakacağımız güzel izler, yılların bile silemeyeceği kadar kıymetlidir.Ve belki de bütün hikâyenin özeti tek cümledir:
Zaman kimseyle kavga etmez... Kimseyi tehdit etmez... Sadece yürür. Yürüdükçe de, en büyük olduğunu herkese sessizce hatırlatır.
Nota ve Tınıyla...