Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
YAVAŞ YAVAŞ YIKILAN EVLER - REŞAT NURİ'NİN SATIRLARINDA SESSİZ ACILAR...
Tarih: 19-07-2025 18:04:00 Güncelleme: 19-07-2025 18:04:00


 

Bazı evler bir gecede yıkılmaz. Gürültüyle dağılmaz. Ne büyük bir kavga olur, ne bir kapı çarpılır. Her şey yerli yerindedir sanki. Perdeler aynı, yemek yine pişiyor, çocuk okula gidiyor. Ama evin içinden bir şey eksilmiştir. Önce sıcaklık, sonra anlayış, sonra da güven. Fark edilmez o eksilme… Ta ki geriye sadece suskunluk kalana dek.

 

 

Reşat Nuri Güntekin’in Acımak romanı, çoğumuza ayna tutar. Kitabın merkezinde yalnızca bireysel bir pişmanlık yoktur. Aynı zamanda bir evin nasıl parça parça dağıldığı, bir annenin nasıl, belki bilerek belki bilmeyerek, kızını babaya düşman ettiği ve bunun yıllar sonra telafisi olmayan bir yıkıma dönüştüğü anlatılır. Sessiz ama derin bir acıdır bu. Yüzleşildiğinde artık çok geçtir.

 

 

Romanın o anne karakteri, yalnızca bir kurgu değildir. Onu biz hayatın tam içinden tanırız. Belki komşumuzdur. Belki akrabamız. Belki de farkında olmadan kendimiziz. Eşine kırgın bir kadın…

 

 

Ama o kırgınlığı çocuğa anlatırken babanın sevgisini değil, hatalarını gösteren, yargıları anlatan, hatta zamanla düşmanlık eken bir kadın. "Ben senin iyiliğini istiyorum" cümlesiyle başlayan her söz, çocuğun kalbinde babaya karşı bir gölge oluşturur. Ve o gölge, büyürken sevgiye hep perde olur.

 

 

Çocuklar anne ve babayı bir bütün olarak görmek ister. Onların sevgisinden beslendiği kadar, birbirlerine olan saygısından da güven duyar. Ama bir taraf, diğerini kötülemeye başladığında çocuk ne yapacağını bilemez. Bir tarafı eksik büyür o çocuk. Hangi tarafı tutarsa öteki tarafı kaybeder gibi hisseder. Sonunda da iki tarafı birden yitirir.

 

 

Acımak romanı tam da bu yüzden hâlâ günceldir. Bize şunu söyler: Aile sadece aynı evde yaşamak değildir. Duyguların, anıların, geçmişin ve geleceğin birlikte taşındığı bir yerdir. Ama o duygular, öfkeyle değil, sevgiyle korunabilir.

 

 

Çocuklara verilen en büyük miras, sağlam bir sevgi bağının gölgesinde büyümektir. Ama biz bazen kırgınlıklarımızı, intikam duygularımızı, egolarımızı öyle ön plana çıkarıyoruz ki, çocukları kendi duygusal savaşımıza sürüklüyoruz. Ve fark etmiyoruz: En büyük yıkımı biz yaratıyoruz. Üstelik bunu sevdiğimizi söyleyerek yapıyoruz.

 

 

Acımak'taki baba karakteri sessizdir. Anlatamaz kendini. Ama sevmiştir. Özlemiştir. Ve yıllar sonra, her şey için çok geç kaldığında, geriye sadece bir avuç pişmanlık kalır.

 

 

Hayat da böyledir işte. Bazen bir insanı anlamamız, onu kaybettikten sonraya kalır. Bazen çocuklarımızı koruduğumuzu sanırken, onlara ömür boyu taşıyacakları bir kırgınlık bırakırız.

 

 

Reşat Nuri’nin satırları hâlâ nefes alıyor çünkü biz hâlâ aynı yanlışları yapıyoruz. Ve her gün bir başka ev, yavaş yavaş yıkılıyor.

 

Nota ve Tınıyla... 

 

macit.soydan@gmail.com

 



Bu yazı 10850 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI