Doğa bize çoğu zaman hayatı anlatır, yeter ki görebilelim. Bir yaprağın daldan düşüşünü yıllardır “sonbahar”la özdeşleştiririz.
Oysa belki de mesele bundan ibaret değildir. Belki de yaprak çoktan sıkılmıştır ağaçtan; aynı gövdede asılı kalmaktan, hep aynı manzaraya bakmaktan, rüzgârla aynı yöne savrulmaktan.
Sonbahar sadece bahanedir, yani ayrılığın adı.
Hayatta da böyledir. Çoğu ayrılık dışarıdan bakıldığında belli sebeplere bağlanır: bir tartışma, bir anlaşmazlık, bir yol ayrımı… Ama aslında çok daha önceden başlamış bir kopuş vardır içimizde.
O kopuş büyür, sessizce derinleşir ve sonunda ilk fırsatta kendini gösterir. Bir işten ayrılış, bir evden taşınış, bir dostluktan vazgeçiş… Dışarıya yansıyan “nedenler” bahane gibidir; asıl sebep çok daha sade: sıkılmış olmaktır.
Belki de bu yüzden sonbaharı hüzün mevsimi diye tanımlarız. Çünkü kopuşların, ayrılıkların mevsimidir. Oysa belki de yaprak için sonbahar özgürlüktür.
Dalından ayrıldığında rüzgârla yolculuğa çıkar, toprağa kavuşur, belki de yeni bir yaşamın parçası olur. Biz hüzün görürüz, ama yaprak kendi özgürlüğünü yaşar.
İnsanın hayatı da yaprağın hikâyesine benzer. Bazen uzun süre tutunduğumuz dallar vardır: alışkanlıklarımız, ilişkilerimiz, güvenli alanlarımız.
Ama bir gün gelir ki, artık bizi beslemezler. O zaman cesareti bulup bırakmamız gerekir. Fakat çoğu zaman bu cesareti doğrudan bulamayız; bir “bahane” ararız. İşte o bahane, bazen mevsim olur, bazen küçük bir tartışma, bazen görünürde önemsiz bir olay.
Önemli olan şunu hatırlamak: Ayrılıklar sadece bitiş değildir. Onlar aynı zamanda yenilenmenin kapısıdır.
Ağaç, yaprağını kaybettiğinde çıplak kalır ama köklerine dönüp güç toplar. Biz de bıraktığımız şeyler sonrası kendimize döner, yeniden filizleniriz.
Hayat bize şunu fısıldar: **Yaprak ağaçtan sıkılmıştır, sonbahar bahane olmuştur.** Ve bazen biz de sıkıldığımız dallardan kopmayı göze almalı, kendi rüzgârımıza karışmalıyız.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com