ÜTOPYA
Öncelikle sokaklarının sonunda bir deniz olmalı. Zira ömrünü hiç deniz görmeden geçiren insanların olduğu bir ütopya düşünülemez. Meyve ağaçları ve çiçeklerle dolu bahçesi olan müstakil ve eşit yükseklikte evler olmalı.
Kimsenin hakkı yok bir başkasının göreceği ufuk çizgisini engellemeye bu ütopyada. Sokak lambalarının engelli yoluna yapılmadığı, bozulmaksızın her gece aydınlattığı, arabaların kaldırıma park etmediği.
Ne yazılan bir kitaptan korkmalı, ne de okunan şiirden. Düşünce özgürlüğünün varlığını herkesin hissettiği ve düşüncelerini korkusuzca ifade edebildiği bir ütopya.
Hani derler ya, sokaklar çocuk doğurmaz diye. Bu yüzden bu ütopya örneğinde ne bu terim yer alır ne de bu terimi taşıyan çocuklar. Sevgiye muhtaç bırakılmış hayvanlar da yoktur. Herkesin evi huzurludur ve aileler hep birlikte yaşar. Çocuk gelinler yoktur, çocuk işçiler yoktur, dilendirilen çocuklar yoktur. Bu ütopyada çocuklar da istismar edilmez.
Töre, görücü usulü evlilik yoktur. İnsanlar cinsel kimliğini gizlemek zorunda değildir. Çünkü herkesin saygısı vardır tercihlere. İsteyen çayını içer, isteyen rakısını. Ve inanır mısınız, hepsi bir arada, dışlamadan kendinden olmayanı, mutlu ve mesut yaşar bu ütopyada.
Dil ve insan renginin hiçbir önemi yoktur. Herkes insan olmanın bilincindedir ve sadece insan olduğu için değerlidir. İnançlarından dolayı kimse dışlanmaz, ayıplanma ya da sınıflandırılmaz. Çünkü insanca yaşayabilmek için olması gereken budur. Hiçbir renk diğerinden üstün değildir. Üstünlük sadece iyilikte yarışmakta ortaya çıkar bu ütopik ülkede.
Hani Cahit Sıtkı Tarancı'nın dediği gibi,
Memleket isterim, gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim, ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim, ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim, yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Neden olmasın...
macit.soydan@gmail.com