beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort avcılar escort sex hikayesi porno seyret beylikdüzü escort
Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
SENARİST...
Tarih: 30-03-2026 13:10:00 Güncelleme: 30-03-2026 13:38:00


 

Televizyonda yeni bir dizi yayınlanmaya başlıyor ve daha ilk bölümden itibaren yorum yağmuruna tutuluyor...

 

Bir nevi sosyal medya bombardımanı...

 

“Bu ne saçmalık?”, “Senarist uyuyor mu?”, “Ben olsam şöyle yazardım…”

 

Artık fark ettik ki bu ülkede çok ama çok fazla senarist var.

 

Oysa senaristlik, dışarıdan bakıldığında öyle basit ve hafife alınacak bir iş değil.

 

Çünkü ortada sadece bir hikâye yok; onlarca bölüm sürecek bir dünya kurmak var.

 

Her karakterin geçmişini, motivasyonunu, dönüşümünü hesaplamak; her bölümde izleyiciyi yeniden yakalamak; temposu düşmeden, inandırıcılığını kaybetmeden hikâyeyi ileri taşımak gerekir.

 

Bir sahnenin birkaç dakika sürmesi, onun birkaç saatte yazıldığı anlamına gelmez.

 

Bazen tek bir diyalog için saatlerce düşünülür, defalarca silinip yeniden yazılır.

 

Üstelik bu süreç sadece “yaratıcılık” meselesi de değildir.

 

Kanalın beklentisi, yapımcının talepleri, reyting kaygısı, oyuncu uyumu…

 

Hepsi aynı anda denklemde olmak zorundadır.

 

Kısacası senaristlik; ilhamla başlayan ama disiplinle yürüyen, sabırla ayakta kalan bir maratondur.

 

Ama gel gör ki sosyal medya çağında herkes her şeyi biliyor.

 

İki karakter arasında yaş farkı var diye kıyamet kopuyor.

 

Hikâye beklenmedik bir yöne kırılıyor diye “Senaryo çöktü” ilan ediliyor. Hatta ne hikmetse sanki içlerine doğmuş gibi final yapacağı iddia ediliyor…

 

Oysa iyi hikâye dediğin biraz da sürpriz değil midir? Her şey tahmin edildiği gibi gitse, kim izler o diziyi?

 

Eleştiri elbette kıymetlidir. Hatta gereklidir. Ama eleştiriyle hoyratça “sallamak” arasında ince bir çizgi var.

 

O çizgi her geçen gün biraz daha siliniyor. Çünkü artık mesele anlamak değil, sadece konuşmak. Hatta çoğu zaman, en yüksek sesle konuşmak.

 

İşin ironik tarafı şu:

 

“Ben olsam şöyle yazardım” diyenlerin büyük çoğunluğu, bırakın bir senaryoyu, iki sayfalık tutarlı bir hikâye bile yazmamıştır.

 

Çünkü yazmak; fikir yürütmekten, yorum yapmaktan çok daha zor bir eylemdir. Sorumluluk ister. Sabır ister. Emek ister.

 

Kolay olan eleştirmektir. Zor olan üretmek.

 

O yüzden bir dahaki sefere bir dizi izlerken, beğenmediğiniz bir sahnede hemen hüküm vermek yerine şunu sormak fena olmaz: “Gerçekten ben yazabilir miydim?”

 

Eğer cevap içten bir “evet” ise, buyurun kalem sizin.

 

Ama değilse, belki de biraz daha insaflı hatta ve hatta saygılı olmakta fayda var.

 

Nota ve Tınıyla...



Bu yazı 3980 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI