İnsanın en kırılgan yanı umududur.
Çünkü umut, hayata tutunmanın incecik ipidir.
İşte tam da bu yüzden umut tacirliği, en ağır ihanetlerden biridir.
İnsanlara birtakım vaatler verirsiniz, gerçekleşmeyeceğini bilirsiniz, ama yine de söylersiniz.
Karşınızdaki belki bir iş, belki bir ekmek, belki bir gelecek beklentisi içindedir.
Siz “hallederiz” dedikçe onun kalbi çarpar, gözleri parlar.
Ama gün gelir o vaatlerin boş olduğunu görür ve bütün ümitleri söner.
Umut satmak, basit bir aldatma değildir.
İnsanların en ihtiyaç duyduğu şeye, yani geleceğe dair inançlarına saldırmaktır.
Bu yüzden umut tacirliği, sadece verilen bir sözü tutmamak değil, aynı zamanda bir ruhu incitmektir.
Çünkü hayal kırıklığı, açlıktan bile daha ağır gelir bazen.
Gerçek şu ki, kimsenin kimseyi boşa umutlandırmaya hakkı yoktur.
İnsan dürüstçe “bilmiyorum” dese de yeterlidir, “yapamam” dese de.
Ama umut verip sonra geri çekildiğinizde, karşınızdaki insanın içindeki ışığı söndürmüş olursunuz.
Belki de hayatın en büyük ahlaki sınavlarından biri, umut taciri olmamaktır.
Çünkü söz, bazen bir ekmekten daha kıymetlidir.
Ve boşa verilmiş bir söz,
bir yüreğin yarası olarak kalır.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com
