Bazı insanlar vardır ki, kendilerini aşırı derecede beğenirler. ‘Her şeyi ben bilirim, en iyisini ben yaparım’ yanılgısını kendilerine hayat tarzı edinirler. Kendi önemlerini çok abartırlar ve her zaman dikkat çekmek, ilgi odağı olmak isterler.
Başkalarının haklarını düşünmezler. Kendilerini öne çıkarmak ve her şeyi istedikleri gibi yönlendirmek için karşısındakileri kullanmakta hiçbir sakınca görmezler.
Başarı, güzellik veya ideal aşk fantezileri geliştirirler. Sergiledikleri bu üstünlük tavırlarının gerçekte derin bir güvensizliği maskelediğinin farkında değildirler. Başka insanların düşüncelerine önem vermiyor gibi görünseler de, aslında bu, onlar için en önemli şeydir.
Kendilerine hep hayran olunmasını istedikleri için hiçbir zaman tatmin olmazlar. Bunlar, halk arasında ‘ kendini beğenmiş’ veya "Snob - züppe" diye tanımlanırlar.Buna bir de sonradan görme karakteri eklenirse ortaya iyice karmaşık bir kişilik yapısı çıkar.
Sonradan görmeleri genelde; fakir olup da, aniden zenginleşince şaşkına dönen ve paranın sağladığı maddi şeylerle övünen insanlar olarak tanırız. (Bu; her sonradan zengin olanın böyle olduğu anlamına da gelmemeli)..
Bu tip insanlar hep neler aldıklarından, nerelerde tatil yaptıklarından, arabalarından, mobilyalarından bahsederler. Hatta gittikleri yerlerin tabelası altında fotoğraf çektirip duvarlarına asmaya bayılırlar. Marka meraklısıdırlar. Modaya uymak adına kendilerine yakışmayan kıyafetlerle dolaşıp komik durumlara bile düşerler.
Sonradan görmelerin bir başka türü daha vardır ki, bunlar ayni zamanda tehlikelidirler de. Gençlik yıllarında bir baltaya sap olamayıp hep başkalarının sırtından geçinmiş, başkalarını kıskanmış kompleksli insanlardır.
Birçok şeyi sonradan görmek, bir gelişim ve ilerlemenin olduğunu gösterir; ancak bu yeni durumlardaki imtihanların kaybedilmesi, bizi tam bir “sonradan görme” hâline getirir.
İşte bu durum, yeni imkânlar, yeni şartlar, yeni şeyler karşısında insanın afallaması, özünden sapması, geçmişini inkâr edercesine aşağılık kompleksine kapılması ve kendisinden beklenmeyen hatâlar yapması olarak tanımlanabilir.
Tanımlarken kullandığımız “sonradan görme” ifadesinin göstergelerini biraz daha açalım:
1. Geçmişini inkâr etmek: Sanki kendisi şu an içinde bulunduğu şartlar içinde doğmuştur da geçmişe ait bir işaret ya da hatırlatmaya tahammül edemez. Geçmişe ait izleri mümkün olduğunca saklamaya çalışır. Tabiî ki bunu yaparken fireler verir ve bu çelişkili durum, onun sonradan görme olduğunu ifşa eder.
2. Aşağılık kompleksine kapılmak: Sonradan görmeler, kendilerinden toplumsal tabaka olarak üstün olanlara karşı bir hayranlık, daha önce kendisinin de içinden geldiği alt toplumsal tabakalara karşı bir küçümseyici bir tavır içindedirler. Üste duyulan hayranlık ve alta duyulan küçümseyici yaklaşım, bir aşağılık kompleksidir.
Bir nevi “efendi-köle” ikilemi ortaya çıkar. Alttakilere karşı kükremiş aslan, üstekilere karşı emir ve talimat bekleyen uysal koyun görüntüsü bu özelliği açıklar.
3. Özünden sapma: Sonradan görmeler, özden bir kopuş yaşarlar. Eskilerin “Geldiğin yeri, giydiğin çarığı unutma” tavsiyeleri sonradan görmeler için yapılmıştır. Daha önce bildiğiniz ancak uzun seneler görmediğiniz bir arkadaşınızla karşılaştığınızda eski bildiğiniz özelliklere dair bir şey kalmamışsa, özünden kopup gittiğini anlarsınız. Sanki başka bir insan olmuştur; eski günlerdeki kişiliğini bugünlerdekiyle bağdaştıramazsınız.
4. Yeni imkânlar karşısında afallama: Özellikle maddî imkânlar açısından sıkıntılı bir çevreden gelen sonradan görmelerde daha çok ortaya çıkar. Emrine insanlar verilmiştir. Bir dediği iki edilmemektedir. Daha önce hayâl edemeyeceği maddî imkânlara kavuşmuştur.
İşte büyük bir imtihanla yüz yüzedir! Bu durumu istismar eder, amacı dışına çıkarır, diğer insanları kendi menfaatleri için kullanmaya başlar, bastırılmış birtakım duygularını ortaya çıkarır ve şatafatın aldatıcılığına kendisini kaptırırsa, imtihanı kaybetmiştir! Bu kaybedişlerle karşımıza, tipik bir sonradan görme profili çıkmış olur.
5. Diğerlerini küçümseme: Sonradan görmeler, daha önce içinden geldikleri grupları küçümserler. Onların ne kadar “eğitimsiz”, “beceriksiz”, “aşağılık” insanlar olduğuna değinirler. Böylelikle sonradan görme, kendisini onlardan ayırdığını ve uzaklaştığını düşünür. Aslını inkâr ederek asâlete kavuştuğunu zanneder.
***
Peki, sonradan görmeler nerelerde ortaya çıkar?
Sonradan görmeliğin olmadığı bir alan göstermek neredeyse mümkün değildir.
Sonradan görmelik, en alt tabakalardan en üstlere kadar her yerde görülebilir. Özellikle bir unvan, bir mâkâm, bir mevki bahşedildiğinde sonradan görmelerin her biri kendisini göstermeye başlıyor. Maddî güce kavuşmuş olmak hâkezâ…
Özellikle çevreden merkeze doğru ciddî bir hareketin yaşandığı son 20-30 yılda, kırsal bölgelerden, fakir çevrelerden, varoşlardan, alt tabakalardan gelen insanların üst mâkâm ve mevkilere geldiğine, maddî imkânlara, şan ve şöhrete kavuştuğuna şâhit oluyoruz.
Bakıldığında, böyle bir yolculukta, başta saf, temiz ve duru hâllerimizin zamanla nasıl kirlendiğini gözlemleyebiliriz. Bu konu sosyolojik olarak çok yönlü araştırılmayı ve üzerinde uzun uzun tartışılmayı hak ediyor.
Bu tipler; karınca kararınca bile olsa maddi durumları düzelip bir yere geldiklerinde şaşkına dönerler. Küçük dağları kendilerinin yarattığını sanıp başkalarını küçümserler.
Hatta bazen öyle ileri giderler ki; bir zamanlar kendilerine yardım eden insanların bile arkasından konuşurlar. Geçmişteki başarısızlıklarının intikamını alırcasına eski dostlarına saldırırlar.
Yani bir tür "Brütüs"türler...
Defetmekte fayda vardır...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com