Geçmişe küçük bir yolculuk yapmak istediğimizde sakladıklarımız, kutulara hapsettiklerimiz nasıl da işe yarar.
Eski fotoğraflar, küçük notlar, kartlar, bazı özel eşyalar yıllar öncesine götürür insanı.
Saklamayı, biriktirmeyi seven insan hayatın güzelliklerini elinden kaçırmak istemeyendir.
Kıyıp da kimselerle paylaşamadığı her bir eşyada kim bilir ne güzellikler görmüştür bakmasını bilen gözler ki saklamasını da bilmiştir.
Günümüzde öyle midir ya, artık bilgisayarlarda depolanır her şey, albümlerin eski değeri kalmamıştır.
Oysa o mektuplara, fotoğraflara dokunarak, hissederek tekrar tekrar bakmak o kadar başka bir duygudur ki...
Hele hele siyah beyaz fotoğrafların asaleti asla tartışılmaz. Sanki hayata daha ciddi, daha romantik, daha sıcak bakışları vardır onların.
Anıları tazelemenin o kadar çok yolu vardır ki.. Elle yazılmış mektuplardaki o sıcaklık asla sanal alemde bulunmaz.
O mektupları yazan parmaklar belki çok sevdiğiniz birine aittir, neler düşünmüştür o mektubu yazarken dokunmuş mudur elleri, hüzünlenmiş midir yazarken kim bilir?
Geçmişte bizi biz yapan her şeyin saklanıp korunması gerekmez mi?
Günü geldiğinde çekmeceler, dolaplar deşildiğinde nasıl da boğuluruz o anılar denizinde...
Eski fotoğrafların yıpranmış, sararmış, belki biraz da yırtılmış mektuplarında kısa bir anı turu yapmak nasıl da mutlu eder insanı.
Bazen kaybettiklerimiz, canımızı acıtanlar da vardır elbet içinde, lakin onlar da hayatın tuzu biberi değil midir, buruk bir tat bırakmazlar mı ağızda?
Geçmişe yolculuklar bazı gerçeklerle baş başa bırakır bizi, ama hayat işte.
Acısıyla, tatlısıyla, iyisiyle, kötüsüyle bizimdir.
Ne güzeldir anılarımızı çoğaltıp kutularda saklamak, zamanı gelince de onlarla baş başa kalmak, yıllar öncesine küçük anlamlı yolculuklar yapmak....
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com
