beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort avcılar escort sex hikayesi porno seyret beylikdüzü escort
Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
Sisler Kenti Ankara - 8 - Daha Çok Ufaktık
Tarih: 27-05-2023 20:22:00 Güncelleme: 27-05-2023 20:22:00


- DAHA ÇOK UFAKTIK... 

O dönemlerde yine radyolarda “Mikrofonda Tiyatro” ya da Orhan Boran’ın “Yuki”sinin dinlendiği yıllar. Ağabeylerimiz ya da ablalarımız Adamo, Beatles, Johnny Holliday, Engelbert Humperdinck, Tom Jones dinlerlerdi. Bizler de yeni yeni şöhret olan Erol Büyükburç, Fikret Kızılok, Barış Manço, Cem Karaca hayranıydık. Onların 45’lik plaklarını evimizin yegane eğlence aracı olan pikaplara koyar, dinler, dinler tekrar tekrar çalmaya devam ederdik. Miniciktik ama hiç unutmadık “Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek” sözleriyle başlayan Samanyolu’nu ve Berkant’ı. Hiç unutmadık, Yıldızların Altında’yı ve Sarmaşık Gülleri’ni. Küçücüktük ama o da hiç kulaklarımızdan silinmedi “Elveda Gençliğim” diyen Yıldırım Gürses. 
Güzel günlerdi vesselam…

Mesela Doktor Jivago. Ömer Şerif’in başrolünü oynadığı ve hayranlıklı izlediğimiz o film daha sonra klasikler arasına girmemiş miydi ? Ya filmdeki Bolşevik devriminin sancılarının yaşandığı bir dönemde Tıp Doktoru Juri Jivago ile umutsuz bir aşk yaşayan Lara. Hepimiz ona aşık olmuştuk… 

Romantizmin tüm ülkeyi sardığı ve dışarıda 68’lilerin ayak seslerinin geldiği yıllardı. Yine o dönemlerde izlediğimiz Love Story filmi. Harvard Hukuk öğrencisi asil bir ailenin oğlu olan Oliver Barrett IV ile (Ryan O’Neal) hem okuyup hem de kütüphanede okul masraflarını çıkarmaya çalışan fakir bir ailenin kızı olan Jennifer Cavalleri (Ali Mc Grav) arasındaki tutkulu aşk. Daha sonra bir çok Türk filmine ilham olacak bir sonla biten, tüm engellere rağmen önce mutlu bir evlilik ve aniden gelen kızın hastalık haberi ve ölümünden sonra Oliver’ın karlar içinde ağladığı sahne. Sinemalarda az mı mendil ıslatılmıştı küçük, büyük, yaşlı demeden. 

Dedim ya ne de olsa romantik yıllardı. 

Ağabeylerimiz uzun saçlı ve favoriliydiler. İspanyol paça pantolon revaçtaydı o zamanlar. Bizler de onlara heves eder terzilerine pantolon diktirmeye gittiklerinde arkalarına takılır ve 28 santim paça isterdik. Çocukluk işte ama güzel yıllardı. 

Sonraları ilk kez, Kızılay’a indiğimizde bir vitrinde gördüğümüz ve büyüklerin arasından izlemeye çalıştığımız o sihirli kutu girdi hayatımıza yani televizyon. Onunla dünyayı keşfetmeye başlamıştık. Yaklaşık 2 – 3 saat süren yayınlarda tüm aile ya da televizyonu olmayan komşuların da katılımıyla büyük bir kalabalık halinde Uzay Yolu’nu tanımıştık.   
Kaptan Kirk, Mister Spock. Şaşkınlıkla izlerdik onların ellerindeki küçük araçlarla birbirleriyle haberleşmelerini. Bilemezdik ki bir gün o araçlar hayatımızın tüm derinliklerine kadar girecek ve hatta zehir edecek. 

Daha sonra okul yılları başlamıştı. Yeni bir çevre, arkadaşlar… Gerçek dostluklar yaşanırdı. Kavga olmazdı pek. Hele silah, bıçak hiç...Yıllar su gibi akıp gidiyordu ama insanlık ölmemiş, aileler hala Kızılay’da birbirlerine selam verirlerdi. Omuz atılmazdı. 
Sinemalarda Tarık Akan fırtınası esmeye başlamıştı. Bütün genç kızlar ona aşık oluyorlardı ? Erkekler mi ? O dönem belki de tek sayılabilecek gerçek sarışınlardan olan o masum yüzlü Filiz Akın’ı hayal ederlerdi hep. Derken o kalabalık haylaz öğrenci grubuyla tanıştı Türkiye. 

Hababam güm güm güm 

Akün sinemasında aralıksız 25 hafta oynayan, hani hala kulaklarımızdan silinmeyen müziği ve unutulmaz tezahüratı ile “Hababam güm güm güm” Bizler Kel Mahmut’u, Damat Ferit’i, İnek Şaban’ı, Güdük Necmi’yi ve diğerlerini çok sevmiştik bugün yıllar sonra tekrar tekrar izlemekten bıkmadığımız ve artık aramızda olmayanları göz yaşlarıyla andığımız Hababam Sınıfı bir fırtına estirmişti okul yıllarımızda. Onlar gibi konuşur, onların esprilerini yapardık. 

Romantik yıllardı vesselam. İlhan İrem bombası patlamıştı birden bire. “Hatırlar mısın bilmem, yıllar geçti üstünden, yağmurlu bir akşamdı, sevgimi söyledim ben” dizeleri kulaklarımızda çınlarken aşık bile olmaya başlamıştık. Yeliz, “Bu ne dünya kardeşim” diye coşturur, Sibel Egemen, “Hayret dünya nasıl dönüyor hala” derken bizleri hüzne boğardı. “Dünya dönüyor sen ne dersen de, yıllar geçiyor fark etmesen de” diyen Nilüfer, Alpay ve daha niceleri. Şarkılarıyla bizlere güzel ve temiz bir dünyayı sunarlardı hep. Bizler dinler dinler hüzünlenir ve yeniden aşık olurduk ileride başımıza neler geleceğini bilmeden. Bu arada Eurovision şarkı yarışması Türkiye elemelerine renk katan ve “Yarınlar Bizim” diyen Ali Rıza Binboğa ile “Delisin” müziğiyle insanların kanını coşturan Cici Kızlar da vardı tabii.. 

Babalarımız vardı bize sadece ilk okulu bitirdiğimizde o dönemlerin en revaç olan iki eşyasını, yani “Gitar mı, bisiklet mi” diye soran. Öyle arabalar hediye etmezlerdi. Şımarmamızı istemezlerdi. Sokaklarda yılda bir kere alınan ve adına “Kes” denilen lastik ayakkabılarla bakkal amcadan aramızda para toplayıp aldığımız ve üç korner bir penaltı diyerek iki taş arasına kurduğumuz kalelere gol atmaya çalıştığımız naylon toplarımız vardı. Ama biz yine mutluyduk. Güzel ve romantik günlerdi vesselam. 

Sonra gözyüzü karardı birden. Yağmur bulutları eksik olmamaya başladı. Birbirine selam veren o insanlar silah çekmeye başladılar. Her gün birkaç kişi ölüyordu. Düzelir diyorduk ama olmuyordu. Yine romantik günlerdi vesselam demeye çalışıyorduk ama o da olmuyordu. Sonunda bir kabus çöktü romantik insanların ülkesine. 

Bir gün biri çıktı. Bir düdük çaldı ve paydos dedi. Bitmişti o romantik ve güzel günler. 

Çünkü ihtilal olmuştu “NETEKİM” 

SON...



Bu yazı 2889 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI