Bazı acılar vardır, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin dinmez.
Bazı sessizlikler vardır, çığlıktan daha derindir. 11 Temmuz 1995’te Bosna’nın küçük bir kasabasında yaşananlar, sadece bir halkın değil, tüm insanlığın yüzüne çarpan kara bir lekedir:
Srebrenitsa Katliamı.
8.372… Her seferinde boğazım düğümlenirken yazdığım bu sayı, bir istatistik değildir. Her biri bir baba, bir oğul, bir kardeş, bir eş… Her biri bir hayattı. Aynı göğün altında hayal kurmuş, aynı topraklarda yürümüş, aynı rüyaya gözlerini yummuş binlerce insan, sadece Müslüman oldukları için sistematik biçimde öldürüldü. Avrupa’nın göbeğinde, Birleşmiş Milletler'in "güvenli bölge" ilan ettiği bir yerde…
Dünya susarken.
Srebrenitsa anneleri hâlâ ellerinde bir kemik parçası arıyor. Her 11 Temmuz’da yeni bir mezar taşı dikiliyor Potocari mezarlığında. Bazıları oğullarının tamamını bile gömemedi; bir kaburga, bir çene kemiği, bazen sadece bir pantolonun düğmesiyle vedalaştılar.
Yürek burkan bir gerçektir bu: Dünya, insan haklarından bahsederken, Srebrenitsa’da insanlık susmuştu. Göz göre göre gelmişti ölüm. BM askerleri vardı, ama müdahale yoktu. Kameralar vardı, ama çığlıkları duyan yoktu. O gün orada sadece insanlar değil, adalet de öldürüldü.
Bir annenin "Oğlumun mezarı olsun da, başında dua edeyim yeter" sözleri, her şeyin ötesindedir. Çünkü Srebrenitsa’da ölen sadece insanlar değil, bir halkın geleceği, bir milletin umudu, insanlığın vicdanıydı.
Bugün o topraklarda çocuklar büyüyor. Kimi zaman babalarının adını taşıyorlar ama hiçbir zaman sesini duymadılar. Onlara geriye kalan, annelerinin gözyaşları ve toprağın altındaki sessizlik.
Bize düşen ise sadece hatırlamak değil; unutmamak ve unutturmamak. Srebrenitsa, hafızamızda bir utanç, kalbimizde bir yara olarak yaşamaya devam edecek. Çünkü unuttuğumuz gün, aynı hatayı bir daha yapma ihtimalimiz doğacak.
Srebrenitsa sadece Bosna'nın değil, tüm dünyanın sınavıydı.
Ve o gün dünya sınıfta kaldı.
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com