Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
SENE 1955.. ANKARA KİTAPÇILARI...
Tarih: 14-12-2024 23:13:00 Güncelleme: 14-12-2024 23:13:00


Artık kitap okunmuyor. Geçmiş yıllarda toplu taşıma araçlarında çok insanın elinde ya gazete ya kitap bulunurdu. İstanbul gibi yerde mesafe uzun olduğu için bir iki seferde kitap biterdi. Ankara'da kitapevleri'nin içi tıklım tıklım olurdu. 

 


Artık herkesin elinde telefon. Hatta bebek arabalarında çocukların bile elinde. Ses çıkarmasınlar, kendilerini oyuna, eğlenceye versinler diye. 

 


Dedim ya artık zaten okuma oranını oldukça düşük olduğu bu ülkede kitap neredeyse tarihi bir eser halini alacak bu gidişle. Tabii burada fiyatların yüksek oluşu da ayrı bir konu. 

 


Okuyan kesimin derdi de bu zaten. Hayat şartlarında kitaba ayıracak para bulamıyorlar. 

 


Peki bundan yıllar önce de durum aynı mıydı ? 

 


İsterseniz geriye doğru bir saralım ve 1955 yılına gidelim. 

 


ANKARA KİTAPÇILARI başlığıyla dönemin bir gazetesinde yer alan Ali Ekin imzalı haberi isterseniz birlikte okuyalım... 

 


"Alışverişte asalet aranmaz ama şayet bu çeşit bir tasnife imkan varsa, en asil ticaret şubesinin kitapçılık olduğu muhakkak. İnsanların gıdasına, giyimine, süsüne, yaşama biçimine hizmet eder görünen ticaret erbanının hiç bir zaman çıkar dışında bir mülahazaya iltifat ettikleri görülmemiştir. 

 


Kitapçılar böyle mi ? Kitapçı, kafasının bir kenarında halisten, temizden, asilden bir maya besler. Bastığı, sattığı kitapların arasına salt kar getirme kasdiyle birkaç cild karışmış olsa bile, bu küçük kusur o mayayı bozamaz. 

 


Çobanlıktan gelme gazete müvezzilerinin, sırılsıklam cahil kitap sergicilerinin, her ellerine fırsat geçtikçe bir derginin veya kitabın yaprakları arasına eğildiğini görmüyor muyuz ? Malına karşı yalnız bir satıcı gibi değil, aynı zamanda bir propagandacı, bir meraklı, bir amatör gibi sevgi beslediğini fark etmiyor muyuz ? 

 


Sorarım size, vitrinine, sergisine kitapçılardan daha iyi bakan, daha güzel şekil vermeye çalışan, mesleğini daha çekici hale koymaya çabalıyan hangi esnaftır ? Avize gibi aslında güzel olan bir metaı, vitrininde ve dükkanında söndüren, toz toprak içinde bırakan satıcılara tanrının günü rastlarız. Bin liralık pikabı tel dolap seviyesine indiren, o canım giyim eşyasını bitpazarına çevirdiği dükkanında satmaya çalışan satıcılara mı ? Ama kitapçı ve gazeteci, sokak ortasında bile çalışsa, gene de bir düzen vermeye çalışır işine. Bayılırsınız seyrederken sergiyi. 

 


İki damla yağmur çiselese, canını dişine takarak koşar, çırpınır, örter onların üstünü. Yoğurtçu aldırmaz bile yağmura. Ekmekçi boşverir. Gıda maddeleri satanların yüzde doksan dokuzu lekeden, çamurdan, mikroptan ve pislikten kaçmaz. Çünkü onlarca tanınan, ezberlenen meslek sırrı, malı okutmaktan ibarettir. 

 


ANKARA'MIZIN kitapçı dükkanlarını, kitap sergilerini alıcı gözüyle bir dolaşınız. Engin bir zevkin kanatları içinde, birkaç dakika ruhunuzu dinlendireceksiniz. Adeta havanız değişecek, dünyaya bir başka gözle bakmaya başlayacaksınız. Kitap, dergi, gazete, ticaret mallarının en güzelidir. Bunları satanlar da ticaret erbabının en önde gideni, en asili, en zevklisi !

 


Ankara'da kitapçılık yeni yeni gelişmeye başladı. Çok eski yıllarda kurulan bir - iki tanesini sözdışı edersek, son birkaç yılın eseridir bu.

 


Yenişehir'in meşhur gazetecisi İslam'ı tanırsınız. En kıdemli müvezzilerindendir Ankara'nın. Şimdi bulvarın en kalabalık yerinde, Gazeteciler Cemiyeti'nin altında bir dükkan açtı. Önünde bir de sergisi var. İstanbul'un, NewYork'un, Cincinnati, Boston, Paris ve Heidelberg'in yayınlarını, günü gününe değilse bile haftası haftasına bulabilirsiniz burada. 

 


Manzara, tekrar etmek lazım, bir bale temsili derecesinde güzeldir. Kızılay'da Bankalar caddesinde, Ulus meydanında, belediyenin yaptırdığı demir kulübelerde, allı yeşilli, şekilli gülüp durur kitaplar. (Alın bizi, okuyun gibi!) diye haykırırlar adeta. 

 


KİTAP satışları, bazı iddiaların zıddına umulmadık seviyeye ulaşmıştır. Yerli kitapların 30.000 - 40.000 üzerinden basıldığını bilmem biliyor musunuz ? Ama bunların bazıları, belki çokçası insanların behimi taraflarına hitap ediyormuş. Merak gıcıklayıcı, velvele uyandırıcı şeylermiş. Olsun! Kitabın iyisi, kötüsü yoktur. Bir tarihte zararlı, münasız, budalaca sayılan kitapların, aradan şu kadar zaman geçtikten sonra, birer şaheser mertebesine yükseldiklerini, bu ihtiyar dünyamız görmüştür. 

 


Siz kitap okuyunuz yoksa etrafa kitap okutunuz. Bir çoklarının hor gördükleri polis romanları, tarihin büyük diye adını kaydettiği ölmüş ve hayatta, bir çok ademoğluna zevk, bilgi, rahatlık sağlamıştır. Şimdiki Fransız başvekilinin namlı bir polis romanı yazarı olduğunu gazetelerde okumadınız mı ? 

 


Eisenhower, Churchill, Bismark, Glaston, Moltke, birer polis romanı meraklısıydılar. Jules Verne'i artık ilkokul çocukları sevmiyorlar, ileri kafalı teknik yaratıcıları seviyorlar. O adam aklında bile geçirmediği şöhrete ve şerefe, yirminci yüzyılın ikinci yarısında erişti. 

 


Kitap iyiliği de, kötülüğü de öğretir insana. İyi ve kötü kişileri tanıtır. İyileri sevmeyi, kötülerden iğrenmeyi, uzaklaşmayı telkin eder. Nasıl olsa günün birinde, hem de iyi niyet sahibi olduğu şüpheli birinden öğreneceği şeyi, bir kitaptan öğrenir kişioğlu. Korunur ondan, çekinir, yüksünür. Dünyanın salt güzel, salt doğru ve iyi insanlarla dolu olmadığını beller. 

 


Boşverin siz, kitaplara faydalı -faydasız diye kıymet biçenlere. Serbest bırakın çocuklarınızı, istedikleri kitabı okusunlar. Hele biz, bizler, kitap seçmenin, kitabı kendi kafalarımıza göre değerlendirmenin büyük acısını çekmiş bir millete mensubuz. Daha düne kadar kitap olarak fıkıh, tefsir ve akaid ciltlerine önem verilirdi memleketimizde. Alim diye de sarıklı hocalara denilirdi. Kitapları kendi kısır görüşümüze göre derecelendirmekten vazgeçelim artık. Kitap kitaptır. 

 


Bu bahsin acı tarafı yok mudur ? Vardır. Hangi tarafı ? Bakın sayayım : Son yılarda bazı yabancı şaheserleri özetleyerek yayınlama modası çıkmıştır. Bu yalnız acı değil, yalnız zararlı değil, cinayet derecesinde hatalı bir harekettir. Sonra ciltleri küçülte küçülte bir saatte okunup eritilir hale getirdik. Bu da fena. Bir kitap, fiyatı ne olursa olsun okuyucuyu birkaç gün oyalamalıdır. Üzerinde düşünmeye sevketmelidir.

 

 

Kapaklara, renklere harcanan emek ve para, kitabın hacmine, içine harcanmalıdır. Süs olarak değil, okumak için kitap almalıyız biz. Çocuklarımız kitabın haysiyetli, manalı, asil hüviyetine inanmalıdır, itimat etmelidir. 

 


Kitaplarının okunmadığını, satılmadığını sanan, bunu gezdiği ve yazdığı yerde anlatan, yanıp yakılan bir zümre de var memlekette. Kitapçının (3000)lik baskısının üç yılda erimediğini diline dolayıp yakınır durur bunlar. Çoğu, genç şair ve hikayecilerdir. Bir de onların kitaplarını bedavaya yakın alıp basan editörler! Sanırlar ki, yazılıp basılan her kitap, rağbete mazhar olur. Olmalıdır da. 

 


Hayır efendim, yazılıp basılan bir kitap, evvel emirde iki kişinin beğendiği kitaptır. Biri yazar, öteki basar. Asıl beğenici, sevici grup ondan sonra belli olur. Bir kitabın değerini, bu grup takdir eder. Sadece basılıp piyasaya sürülmesi, o kitabın değeri hakkında pek küçük, pek önemsiz bir delil teşkil edebilir.

 

 

Satılmıyorsa, beğenilmemiş, okunmaya layık görülmemiş demektir. Kırk bin tane kitap satan editörlerin sayısının günden güne arttığı bir memlekette kitabım satılmıyor diyen birine rastlarsanız, düşünmeden ona şu cevabı veriniz; 


"Çünkü satılacak kitap yazamıyorsun" 

 


Eğer bu yakınan kitapçı ise, ona da şöyle deyiniz :

 


"Bedavadır, ucuzdur diye alıp bastığın kitabın bir de satılmasını ve seni zengin etmesini mi bekliyorsun ?"

 


Ama faydalıdır bu kitaplar da. Okunmalıdır. Çok çok satılmalıdır. İçinde yepyeni bir fikir mutlaka vardır. Ama iyi ve değerli kitap yazanların beklediği hakkı ve ücreti alamadıkları, kitaplarını da sandıklara istif ettikleri bir memlekette, ucuz ve kötü kitaplar basılırsa, kabahat okuyucuda değildir. 

 


Yabancı kitap ve dergilerin yerlilerinden daha çok satıldığı havadisini hemen hemen hergün işitiriz. Tabii ya. yabancı kitap ve dergiler iyidir de ondan. İnsanı zenginleştirir. Etrafındaki halkayı kırar insanın. Kafasını işletir. Elbette onlar daha fazla satılacak. 

 


Ankaramızda kitap, dergi, gazete satışı gözle görülür şekilde artıyor. Aylığı dört yüz liraya dükkan tutan, tezgahında sekiz adam çalıştıran kitapçı var bugün şehrimizde. İstanbul'da yeni çıkmış ve Ankara'ya ilk partisi gelmiş bir romanın, tek gün içinde tam 1500 tane harcandığını, ben bayiinden işittim. Ertesi sabah editöre şu teli çekti : 

 


"Dört bin yollayınız" 

 


Türkiye okumaya başladı. İşte size yepyeni bir haber. 

 


Şuracığa bir acı haber de ekleyeyim. 

 


Ankara kitapçılarının ağababası (Akba) kitabevi, son günlerde iki bölük dükkanının bir bölüğünü kapattı. Eskiden bir tarafta yabancı kitaplar, bir tarafta da yerli kitaplar satılırdı. Hangisini kapattı bilir misiniz ? Yerli kitap satılan bölüğü. Gerçi yabancı kitaplar satan bölüğe taşındı türkçeler. Ama bir kenara sığınıverdiler. Nerede o eski anlı, şanlı vitrin. Nerede o dizi, dizi, cins, cins, bölüm bölüm kitaplar... 

 


**

 


Bitti...  

 


Bu arada, haberin bir bölümünde "Ankaramızda kitap, dergi, gazete satışı gözle görülür şekilde artıyor" diye yazan meslek büyüğü ağabeyimiz iyi ki bugünleri görmemiş... :))

 


Ben son olarak sözü 1800'lü yıllarda yaşayan ve Amerikan şiirinin en önemli figürlerinden biri olan Emily Dickinson'a bırakıyorum.. 

 


“ Hiçbir gemi, bizi bir kitap kadar uzaklara götürmez.” 

 

 

NOT : Araştırmacı - yazar Metin Turhan Arşivi'nden alınmıştır... 

 


Nota ve Tınıyla... 

 

 

macit.soydan@gmail.com



Bu yazı 11881 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI