Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
SENE 1934 - ANKARA'DA BİR BAYRAM SABAHI...
Tarih: 29-03-2025 01:54:00 Güncelleme: 29-03-2025 01:54:00


Yarın (30 Mart Pazar) Ramazan ya da diğer adıyla Şeker bayramı. Yazımı bir gün önce köşeme neden koyduğuma gelince malum ilk gün oldukça telaşlı geçer. Gelenler, gidenler. Bu yüzden okunma oranım düşük olabileceği düşüncesiyle şimdiden siteye atayım dedim :))

 

Neyse sadede gelelim... 

 

Ankara daha arife gününden başlayarak tüm bayramlarda olduğu gibi terk edilmişliği yaşıyor....

 


Sokaklar sakin. Ortalık bir bayram günü gibi değil sanki. 

 


İlerleyen teknoloji ve değişen toplum yapısıyla geleneksel bayram kültürü de farklı bir boyut kazanmış durumda. Eskiden bayramdı, şimdi sadece tatil; belki de bu yüzden doğuyor bu fark. 

 


Otobüsler ücretsiz olduğundan dolayı daha çok akşama kadar gezmek isteyen çocuklarla dolu.  Ellerinde çukulatalarıyla ziyarete giden çift sayısı oldukça azalmış görünüyor. 

 


Günümüzde bayram kutlamalarının whatsapp mesajlarıyla geçiştirildiği artık kaçınılmaz bir durum. Bu da tabi akıllara "Nerede eski bayramlar" sorusunu getiriyor, 

 


O zaman bu bayramda şöyle geçmişe doğru kısa bir nostaljik yolculuğa çıkalım.. 

 


Kış aylarına denk gelen bir Ramazan Bayramı'na... 

 


SENE 1934... 

 


Bir davullu zurnanın gezdirdiği çocuk alayı, ellerini oğuştura oğuştura, karlı ve buzlu sokakları dolaşıyor. 

 


Davulcu her evden bahşiş alamamaktan dolayı müteessir gibi neş'esiz. 

 


Bizim komşu madam kapıyı çalan davulcuya çıkışıyor : 

- Ne istiyorsunuz kuzum ? 
- Bayram bahşişi hanım !
- Ne bahşişi ? Siz ereceksiniz bana; yoksa ben vereceğim sana ? Ne zaman ki 30 gün Ramazan ben yapmadı hiç uyku, bu sizin davul ki sen çaldın ha ? Söyle bana kim bahşiş vermek lazım ? Ben yoksam sen ?..

 


**

 


Bu bayramı baloncular şenlendirdi. Şehrin içinde bir başkalık varsa o da balon bolluğu idi. Balonlarda yeni bir keşfin mahsulü şeylerdi. Mongoleye (***) kardeşlerin ilk balonu göke doğru çıkmıştı. Bu yılın Ankara'daki bayram balonları da tepesi aşağı düşüyordu. 

 


Çocuklar onlarla futbol oynar gibi oynuyordu. Hepsi de nefesle şişmiş şeylerdi. Yalnız hayli çeşitleri vardı. Yılan gibileri, arapları, koca burunluları, tavşan kulaklıları... 

 


Çocuk sordu : 

 


- Neden uçmuyor ? 

 


Baloncunun yanındaki hammal cevap verdi : 

 


- Uçup da nidecek ? Herkes soğuktan girecek delik arıyo..!

 


**

 


Çocuklar kalabalık bir şekilde gördükleri her evin kapısını çalıp önce el öpüyor, sonra da şekerlerini alıyorlar. Kimi hemen açıp yiyiyor, kimi de ceplerine dolduruyor. Belki eve gittikten sonra midesine indirecek ya da küçük kardeşi varsa onunla paylaşacak. 

 


İçlerinde para bekleyen de var ama havalarını alıyorlar. Buldukları şekere şükretsinler. 

 


**

 


Mahalleden biraz uzaklaştım. 

 


Yolum az ötedeki Ankara'mızda her bayramın en cafcaflı semti Hamamönü ile Cebeci arasındaki meydana düştü. "Bir göreyim" dedim. Beyhude zahmet etmişim. Filhakika Samanpazarı'ndan sonra yeni yolun üstünde aldatıcı bir kalabalık başlıyor ama, meydana kadar sürmüyor. 

 


Meydan, mesut bir mahrukat deposunun etrafında araba izlerinden mürekkep bir bataklık halinde. 

 


Döndüm. Tam hamamın biraz üstünde bir ses;

 


- Allahını seven tutsun ! Tutuuuuuuuuu!..
En önde 7 - 8 yaşlarında bir yumurcak, arkasında caddede "Allahını seven" bütün çocuklar, en arkada da bağıran ihtiyar bir kadın : 

 


- Tutuuuuuun ! Tutun hınzırı !...

 


Biri sordu : 

 


- Ne yaptı ? 

 


Kadın evini işaretle, soluyarak cevap verdi : 

 


- Camımı, çerçevemi başıma indirecek !.. Daha ne yapsın ? 

 


Eve baktım numarası 13. Nemi lazım ben 13'den korkarım. 

 

**

 


Küçüklerin merakla bakındıkları bir işportacının önüne yaklaştım. Herif bağırıyor : 

 


- 5 kuruşa 5 lira. Boş yok ! Çeken kazanıyor. 5 kuruşaaaaaa... 

 


Yerde bir sürü bisküvit paketi var. Bir de kolonya. Çocuklardan biri davrandı. Bisküvit ya da en azından bayramlık bir kolonya alıp eve götürebilmek için. Çocuk satıcının elindeki torbadan bir numara çekiverdi heyecanla. Satıcı eline verilen numaraya karşılık bir şışırgan düdük uzattı; çocuk sevinsin mi ağlasın mı bilemedi. En azından düdük kazandığı ve onu bol bol öttürebileceği için yine de mutlu bir şekilde oradan ayrıldı. 

 


Satıcı aldığı beş lirayı cebe indirdikten sonra devam etti : 

 


- Boş yok.. 5 kuruş ver, 5 lira kazan. Çeken kazanıyor. 

 


Çevresindekilerin hepsi çocuk olduğu için hiçbiri de hani beş lira demeyi akıl edemedi.  

 


Bu arada az da olsa esnaf işi yolcu taşıyan at arabaları da yollarda müşteri bekliyorlardı. Şöyle bir araba gezintisi yapanlar az değildi. Ne kadar çok insan gezdirsek kardır diye düşündüklerine eminim. 

 


Zavallı arabacıların, kimbilir belki her gün bayram olsa diye temennileri bile olmuştur. 

 


Bütün sene sanayi caddesini bekledikten sonra bayram kazancını onlara kim çok görebilir ? 

 


İşte bayram böyle geçti. 

 


*****

 


İşte 1934 senesinin Ankara'sının bir semtinden kısa da olsa bir bayram haberi. 
Çocuklar sokaklarda eğlenmenin derdinde, seyyar satıcılar ve baloncular da iyi bir kazanç peşinde.  
Alan razı veren razı misali... 

 


*****

 

Bu arada haberin orijinal diline müdahale edilmemiştir... 


Mongoleye (***) kardeşler... 
Balonu icat eden kardeşler. İlk uçuş 4 Haziran 1783 tarihinde Fransız Joseph Michel Montgolfier (1740-1810) ve Jacques Etienne Montgolfier (1745-1799) kardeşler tarafından Annonay köyünde çapı 10,5 metre olan ketenden bir torbayı sıcak havayla doldurarak olmuştur.

 

 

NOT : Araştırmacı - Yazar Metin Turhan Arşivi'nden alınmıştır. 

 

Herkese iyi bayramlar... 

 

Nota ve Tınıyla... 

 

macit.soydan@gmail.com



Bu yazı 16162 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI