Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
SAKIN GEÇ KALMA ERKEN GEL...
Tarih: 11-08-2024 15:44:00 Güncelleme: 11-08-2024 16:02:00


 
 
Edebiyat, doğayı sever. Edebiyatçıların çoğu yazmak için kendine bir tenhalık krallığı kurar; bazen sohbeti seçilmişler arasında, bazen çamlar altında. Adalar semti her daim İstanbul’un tenhalığı olmuş, sanatçıları kendine çekmiştir. 
 
 
İstanbul’un sahibi olduğu doğal güzelliklerin başında “Adalar” gelir. Dünyaca “Prens Adaları” olarak tanınan Adalar, birçok yerli ve yabancı yazarlara ev sahipliği yapmış, onlara esin kaynağı olmuştur.
 
 
Vakti zamanında birçoğu şehirden, karmaşadan, politik baskılardan İstanbul’un adalarına sığınmış; kısa ya da uzun süreli konaklamaların sonunda bazıları Adalar’a kalıcı olarak yerleşmiştir. Böylece Adalar’da hem bir edebiyat ortamı oluşmuş hem de “Adalı edebiyatçı” kavramı ortaya çıkmıştır. Bu edebiyatçılar bazen eserlerinde Adalar’ı anlatmış bazen de pek çok farklı türde eser vererek bu sessizliği bir sese dönüştürmüştür.
 
 
Dil, sözlük ve ansiklopedi uzmanı, araştırmacı-yazar Pars Tuğlacı’nın 1989 yılında yayınlanan “Tarih Boyunca İstanbul Adaları” adlı eseri, Adalar üzerine yazılmış en kapsamlı çalışmalardan biridir. Tuğlacı, kitabında “Türk Edebiyatında Adalar” alt başlığı ile konu hakkında bilgiler verip, şiirlerden seçme örnekler sunmuştur.
 
 
O zaman kısaca İstanbul'un Adalar'ına şöyle bir göz atalım ; 
 
 
BÜYÜKADA
 
 
Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan, öykü ve oyun yazarı Reşat Nuri Güntekin Büyükada’da yaşamıştı. Yılmaztürk Caddesi 119 numara, ünlü yazarın ikamet ettiği evdi. Üç katlı kâgir karışımı olan bu yalıya zaman zaman Hasan Âli Yücel de misafir olurdu. 
 
 
Bir dönem Türk Edebiyatı’nın en etkin isimlerinden biri, eleştirmen, çevirmen ve deneme yazarı Nurullah Ataç da, Büyükada’da yaşamıştır. Ataç tam bir Büyükada aşığı idi. Halit Fahri Ozansoy da, Ataç’ın ada vapurundaki en iyi dostu olup, şiir kavgaları dillere destanmış.
 
 
Bodrum’a olan aşkıyla tanınan, asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı olan roman ve hikâye yazarı Halikarnas Balıkçısı’nın yaşam öyküsü incelendiğinde ilk öğrenimini Büyükada mahalle okulunda aldığı görülür.
 
 
Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Yahya Kemal. 1913’te Büyükada’ya gelen Yahya Kemal Beyatlı ilk yıl Savoy Oteli’nin üst katında, penceresi caddeye bakan güzel, iç açıcı bir odada; ardından da Splendid Oteli’nde konaklamıştır. Sonraki yıl Yakup Kadri de Büyükada’ya gelince birlikte Azaryan Yokuşu’nda, denize nazır iki yatak odalı, arkada mutfağı ve hizmetçi odası bulunan bir köşk kiralayıp ev arkadaşı olmuşlardır.
 
 
Yahya Kemal, Darülfünun’daki görevine ek olarak kısa bir süre Heybeliada’daki Bahriye Mektebi’nde de tarih öğretmenliği yapmıştır. Nâzım Hikmet ve Necip Fazıl Kısakürek bu dönemde Yahya Kemal’in öğrencisi olmuştur.
 
 
Yakup Kadri ise sonraki yıllarda da Büyükada’dan vazgeçmemiş; evlendikten sonra da eşi Leman Hanım’la her yaz adaya gelmiştir. Zaman zaman kiraladıkları evlerde kalmışlarsa da Anadolu Kulübü kurulduktan sonra burada konaklamayı tercih etmişlerdir.
 
 
Yahya Kemal, dostu Ziya Gökalp’i Büyükada’ya taşınmaya ikna etmiş, onun yerleşmesinden sonra Ahmet Ağaoğlu, Hamdullah Suphi, Celal Sahir, Necmettin Sadık, Fuat Köprülü de sık sık adaya gelmişlerdir.
 
 
HEYBELİADA
 
 
Ömrünün son otuz bir yılını Heybeliada’daki köşkünde geçiren roman yazarı Hüseyin Rahmi Gürpınar, ölümünün ardından adadaki Abbas Paşa Mezarlığı’na defnedilmiştir. 
 
 
Yazar ve gazeteci Ahmet Rasim, Heybeliada’daki evinde hayata gözlerini yummuş olup, Heybeliada mezarlığında gömülüdür. Uzun süre Kadıköy’de yaşadıktan sonra Heybeliada’ya yerleşen Ahmet Rasim ömrünün son günlerini burada geçirmiş, kıvrak kalemi ve son derece eğlenceli üslubuyla İstanbul’u anlattığı yazılarında Adalar’a da yer vermiştir.
 
 
Geç kaldığı bir gecenin sabahında karısı Heybeliada’daki evinden Ahmet Rasim’i uğurlarken, “Sakın geç kalma erken gel, artık tahammül edemiyorum, bu gece gün batmadan gel” diye rica etmiş. Ahmet Rasim de ada vapurunda karısının bu sitemini bir şarkı güftesi yapmış ve dostu Tatyos Efendi de şu unutulmaz şarkıyı bestelemiştir.
 
 
Mizah, kısa öykü, tiyatro ve şiirde sayısız eser vermiş olan Aziz Nesin de Heybeliada’da doğmuştur. Çocukluk günlerini geçirdiği adadaki yaşantısını ve çevresine, “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez” adlı özyaşam öyküsünde değinir.
 
 
Heybeliada’nın dünyaca tanınmasında, eski Ruhban Okulu ayrı bir önem taşır. Turistlerin yoğunlukla ziyaret ettiği yerlerin başında gelen bina, yaklaşık 130.000 kitabın yer aldığı kütüphanesi ile ünlüdür.
 
 
BURGAZ ADASI
 
 
Sait Faik Abasıyanık’ın Burgaz Adası’ndaki yaşamı, 1939’da babasının ölümünün ardından başlar. Annesiyle birlikte, babasının ölümünden sonra kışları Şişli’de, yazları Burgazada’da yaşamaya başlayan Sait Faik, hayatının özellikle son 10 yılını adada “Spanudis Köşkü” olarak da bilinen evde geçirmiştir. 
 
 
Halide Edip Adıvar da İstanbul’un gürültüsünden kaçıp Burgazadası’na yerleşenlerden biri. Zafiriadis Evi olarak bilinen gül bahçesi içindeki mor salkımlı bu ev Halide Edip’in anılarında özel bir yere sahiptir ve anılarında şöyle demiştir : 
 
 
“Nihayet Burgaz’da bir ev tuttuk, gittik. Ev, eski biçim, geniş sofalı, mor salkımlı, bahçesi gül, hanımeli kaplı bir yerdi. Orada hayat benim için tamamen değişti" 
 
 
Burgazadası’nın yazar konuklarından biri de Peride Celal’dir. Burgaz, Sait Faik gibi onun da öykülerinin bir parçası olmuştur. Ancak o yitip giden aşkları aradığı öykülerinde Sait Faik kadar iyimser değildir ve hep Adalar’ın insan elinde yok olup gideceğinin tasasını taşımıştır.
 
 
KINALIADA
 
 
Uyukluyor uzakta, tek başına bir yalı, Marmara’ya sıcakta, sermiş postu Kınalı... der, 
Fazıl Ahmet Aykaç, “Yazın” şiirinde.
 
 
Nüktedanlığı ve hoşsohbeti herkes tarafından dile getirilen Aykaç, Kınalıada’nın simgesi olmuştur. Mizah alanına önemli yenilikler getirmiş, pek çok ünlü şairin şiirini taklit ederek yazdığı şiirler o dönem dilden dile dolaşmıştır.
 
 
Hukukçu, yazar Hrand Asadur ile tanınmış bir yazar ve şair olan eşi Zabel Asadur da (doğumu Hancıyan) uzun yıllar Kınalıada’da Derunyan Evi olarak bilinen dört katlı ahşap evde yaşamışlardır.
 
 
Asıl adı Zareh Yaldızcıyan olan Zahrad da uzun yıllar Kınalıada’da ikamet etmiştir. Şiirlerinde mekân duygusunu öne çıkaran Zahrad için söz konusu o yer her zaman Adalar olmuştur.
 
Ve daha niceleri... 
 
Çocukluğun yaz dönemlerinde kısaca olsa da gezip, gördüğüm yerler... 
 
Belki de bugün gazeteci ve yazar olmamda oraların havasının da etkisi olmuştur kimbilir :)))
 
 
Sonuç olarak günümüzde Adalar’a, birçok güncel kitapta da değinilmekte. Zorlaşan şehir yaşamına karşılık Adalar, o özel dokusuyla, toplumumuzda hala hatırı sayılır bir yere sahip. 
 
 
Umarım sizlerin de birgün yolunuz düşer... 
 
 
Nota ve Tınıyla... 
 
 
macit.soydan@gmail.com


Bu yazı 16335 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI