RAKI
"Yemek masasının bir kenarında kara tahta dururdu"
"Yemeğe katılanlar düşüncelerini bu kara tahtanın önünde tebeşirle bir şeyler çizerek ve yazarak anlatırlardı. Ayrıca her tabağın yanına bir not defteri ile kalem konurdu"
"Genellikle kahvaltısı çok sadeydi. 1931-1935 yılları arasında köşkün aşçılığını yapan Halit Atay’a göre kahvaltıda favori yemeği, iki yumurtalı beyaz peynirli omletti. Ayrıca bir bardak soğuk ayran eşliğinde yediği bir dilim ekmek çoğu zaman güne başlaması için yeterli olurdu."
"Kahvaltıdan sonra koltuğuna çekilir, sigarasının eşliğinde sütlü kahvesini içerken gazeteleri okurdu"
"Günde 15 fincan kahve içerdi"
"Öğle yemekleri de kahvaltı kadar sadeydi. Genellikle kuru fasulye ile pilav yerdi. En sevdiği yemek bu ikiliydi. Bu sevgisini 'askerden kalma bir alışkanlık' diye açıklardı soranlara"
"Arada bir de karnıyarığı veya etli taze bamyayı, pilav ile karıştırarak yediği olurdu. Tabii yanında yoğurdu eksik etmezdi"
"Çok sık olmamakla birlikte arada bir ıspanaklı börek ısmarlardı. Bu börek ona annesini ve Selanik’teki çocukluğunu hatırlatırdı"
"Akşam sofrasında masada masada her daim düşünürler, yazarlar, sanatkârlar, bilim insanları, siyasetçiler, diplomatlar, yakın dostları yer alırdı"
"Sofranın olmazsa olmazı sarı leblebi mutlaka iyi fırınlanmış olmalıydı"
"Yoğurt, limonlu fava, üstüne zeytinyağı gezdirilmiş haşlanmış kuşkonmaz da masadan eksik olmayan mezeler arasındaydı"
"Enginarı hiç yememişti. Hastalığının ilerlediği bir dönemde bu sebzenin karaciğere iyi geldiğini öğrenince pişirilmesini istedi ama maalesef ki bu siparişten kısa bir süre sonra komaya girdiği için enginarın tadını hiç öğrenemedi"
Kitap okumayı, toplum bilimi, siyaset, fen bilimleri ve biyografiler gibi birçok alanda kitap okumuştu. Cephede bile okumaktan geri kalmıyordu. (57 yılda 3 bin 997 kitap), ata binmeyi, dans etmeyi, uçuş seyretmeyi ve yüzmeyi bir hayli severdi. Bütün bunların yanı sıra Rumeli türkülerine, güreşe ve ona çok çok yakışan zeybek oyunlarına büyük bir ilgisi vardı.
Çok ender görülen bir müzik kulağına sahipti. Alaturka, opera ve halk müziği hakkında bilgi sahibiydi. Sık sık konserlerin yapılmasına ön ayak olmuş ve sanata ne kadar değer verdiğini ortaya koymuştu. Bunun yanı sıra diğer sanat dallarından biri olan tiyatroya da bir hayli ilgi duymaktaydı.
Tüm hayvanları severdi ancak köpeklerinin onun yaşamındaki yeri ayrıydı. Alp, Alber ve Foks yaşadıkları süre içinde Atatürk’ün en yakın dostu olmayı başarmışlardı.
Doğa kendini dinlediği yerdi.
Netice itibarıyla baktığınız zaman yaşadığı mekan köşk'ten ziyade alelade bir bağevi, sofra son derece mütevazi, üstüne üstlük 4 bine yakın okunan kitap, sanata verilen değer ve bunları 57 yıllık ömründe cepheden cepheye koşarak yaşadığı 11 savaştan fırsat bulduğu zamanlar gerçekleştirmiş.
Sonra da neymiş rakı içermiş...
YARASIN...
macit.soydan@gmail.com