"Elimi tut ve bırakma anne... Seni çok seviyorum. Beni götürüyorlar... Gitmek istemiyorum. Anne, ruhum için dua et... Neyi yanlış yaptım bilmiyorum... Ve neden benden bu kadar nefret ediyorlar..."
Bazı cümleler vardır; okuduğunuz anda yüreğinize oturur. Aradan yıllar geçse de unutulmaz. Çünkü onlar yalnızca birkaç kelimeden ibaret değildir; bir halkın sessiz çığlığı, yarım kalan çocuklukları ve insanlığın utançla hatırlaması gereken acılarıdır.
11 Temmuz 1995...
Bosna-Hersek'in doğusundaki küçük bir şehir olan Srebrenitsa, o gün yalnızca haritadaki bir yerleşim yeri olmaktan çıktı. İnsanlık tarihine kara harflerle yazılan büyük bir acının adı oldu.
Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilen bu şehirde binlerce Boşnak, kendilerini koruyacağına inandıkları dünyanın gözleri önünde kaderleriyle baş başa bırakıldı. Günler içinde binlerce masum insan yalnızca kimlikleri, inançları ve etnik kökenleri nedeniyle sistematik biçimde katledildi.
Aradan yıllar geçti...
Evler yeniden yapıldı. Sokaklar yeniden insan sesleriyle doldu. Ağaçlar yeniden yeşerdi. Ama bazı şehirlerin hafızası hiçbir zaman iyileşmez. Srebrenitsa da işte o şehirlerden biridir. Çünkü orada toprağın altında sadece insanlar değil; çocukların hayalleri, annelerin duaları ve insanlığın vicdanı da gömülüdür.
Bugün hâlâ o topraklarda yürürken sessizliği dinlerseniz, belki hiçbir ses duymazsınız. Ama kalbinizi dinlerseniz, yıllar önce yarım kalan hayatların fısıltısını hissedersiniz.
Bosna'nın bilge lideri Aliya İzzetbegoviç yıllar önce şu sözlerle insanlığa önemli bir uyarıda bulunmuştu:
"Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır."
Belki de bu yüzden Srebrenitsa sadece Bosna'nın değil, bütün insanlığın ortak hafızası olmak zorundadır. Çünkü unutulan acılar, bir gün başka coğrafyalarda yeniden yaşanabilir. Srebrenitsa'da yaşanan acılar yalnızca o günlerle sınırlı kalmadı. Geride kalan aileler için asıl mücadele, sevdiklerinin mezarlarına ulaşabilmekti.
Katliamın ardından öldürülen binlerce Boşnak'ın cesedi, suçun izlerini gizlemek amacıyla farklı bölgelere açılan toplu mezarlara gömüldü. Yıllar boyunca anneler, babalar ve çocuklar sadece bir mezar taşı bulabilmek için bekledi. İşte tam bu noktada doğa, insanlığın sustuğu yerde konuşmaya başladı.
Boşnakların dilinde "Plavi Leptiri", yani Mavi Kelebekler denilen narin canlılar, bazı bölgelerde olağan dışı şekilde çoğalmaya başladı.
Araştırmacılar bunun sıradan bir doğa olayı olmadığını fark etti. Yapılan incelemelerde, toprağın altında bulunan toplu mezarların zamanla belirli bitki örtüsünü oluşturduğu, bu bitkilerin de mavi kelebekleri kendine çektiği anlaşıldı. Kelebeklerin yoğunlaştığı alanlarda yapılan kazılar ise insanlığın utanç verici gerçeğini bir kez daha ortaya çıkardı.
Toplu mezarlar... Bir annenin yıllarca beklediği evladı... Kimliği yıllar sonra belirlenebilen insanlar... Ve yarım kalan hayatlar...
Doğa, insanların gizlemeye çalıştığı gerçeği sessizce ortaya çıkarmıştı.
O günden sonra Mavi Kelebekler, Bosna-Hersek'te sadece zarafetin değil; kaybolan hayatların, adalet arayışının ve hiç dinmeyen acının sembolü hâline geldi.
Bazen tarih kitapları anlatamaz. Bazen mahkeme kararları da yetmez. Ama küçücük bir kelebeğin kanadı, insanlığa uzun nutuklardan daha güçlü bir ders verebilir. Çünkü bazı gerçekler kelimelerle değil, vicdanla okunur. Aradan otuz yılı aşkın bir zaman geçti... Acılar hafiflemedi. Sadece sessizleşti.
Her 11 Temmuz'da binlerce insan Srebrenitsa Anıt Mezarlığı'nda aynı duayı ediyor. Yıllar sonra kimliği belirlenebilen her yeni kurban, gözyaşlarıyla toprağa veriliyor. Çünkü bazı savaşlar silahlar sustuktan sonra da devam eder; annelerin yüreğinde, çocukların hatıralarında ve vicdan sahibi insanların hafızasında...
Srebrenitsa bize yalnızca bir katliamı değil, nefretin insanı nasıl canavara dönüştürebileceğini de gösterdi. Irkı, dini ya da kimliği ne olursa olsun masum insanların yaşam hakkını elinden alan her anlayış, insanlığın ortak vicdanında mahkûm olmaya mahkûmdur.
Bugün Bosna semalarında süzülen mavi kelebekler, yalnızca bir doğa mucizesi değildir. Onlar, isimleri unutulmaması gereken çocukların, annelerin, babaların ve gençlerin sessiz hatırasıdır. Belki konuşamazlar ama kanat çırptıkça bize aynı gerçeği fısıldarlar:
"Unutmayın..."
Çünkü unutulan acılar, bir gün başka coğrafyalarda yeniden yaşanabilir. Belki de bu yüzden Aliya İzzetbegoviç'in şu sözleri bugün her zamankinden daha anlamlıdır:
"Soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır."
İnsanlık, geçmişin acılarından ders çıkarmadığı sürece tarih aynı karanlık sayfaları yeniden açacaktır. Dilerim ki hiçbir çocuk annesine son kez seslenmek zorunda kalmasın... Hiçbir anne evladının mezarını yıllarca aramasın... Ve hiçbir kelebek, bir toplu mezarın yerini göstermek zorunda kalmasın. Çünkü bazı acılar anlatılamaz...
Ama bazen küçücük bir mavi kelebeğin kanadı, insanlığın unuttuğu vicdanı yeniden hatırlatmaya yeter.
Nota ve Tınıyla...