PALAVRA
Bu konu nereden aklına geldi diyeceksiniz şimdi. Evde otururken radyoda Ajda Pekkan'ın yıllar yıllar öncesi popüler olmuş bir şarkısı vardı hani hatırlarsınız "Palavra" diye. Tam da ne yazayım diye düşünürken Ajda bana ilham verdi. Dedim ki biraz da şu palavracı milletine değineyim...
Bu deyim özellikle avcılara yakıştırılmışsa da, palavra atmanın yeri ve mekânı olmadığı, bir kişiye veya temsil ettiği topluma mal edilmesinin yanlış olduğu günlük yaşamda dahi örnekleri ile her zaman görülmektedir.
Atan da, dinleyen de karşılıklı anlayış ortamında bulundukları müddetçe palavra, zaman zaman yapıcı neticeler doğurabileceği gibi, hafızalardan uzun zaman silinmeyecek hatıraları da içermesi bakımından hayatımızın renklerinden biri olabilmektedir.
Kendisi ahlak felsefecisi olan Harry Frankfurt “Palavra Üzerine” (On Bullshit) adlı ufuk açıcı makalesinde palavra atmanın teorisini gözler önüne sermeye çabalıyor. Frankfurt, palavracı ile yalancı arasındaki ayrıma dikkat çekiyor. Yalancı gerçeği önemseyendir, dünyanın bir türlü olduğunu bildiği halde bilerek isteyerek bizi diğer türlü olduğuna dair kandırmaya çalışandır.
Palavracı ise gerçeğe bu şekilde bakmaz. Palavracının söylediği şey doğru da olabilir safi yalan da. Bir amacı vardır ve tek umursadığı o amaca ulaşmaktır, söylediklerinin içeriğiyle amacının bir ilgisi yoktur. Frankfurt, “Palavra, gerçeğin yalandan daha büyük bir düşmanıdır,” sözüyle bunu doğruluyor.
Mesela avcılar arasında bilinen bir sözdür. “Avcılıkta atıcılığa müdahale yoktur!” Yani, sohbet sırasında istediğiniz kadar atabilirsiniz!.. Avcılar belki bu sözlere alınacaklardır, ama kusura bakmasınlar, avcı hikâyelerinin hemen hemen hepsi abartı, atıcılık ve palavracılık üstüne kurulmuştur.
“Palavra” sözcüğü, dilimize İspanyolca “palabra”dan geçmiştir. “Söz, kelime” anlamına gelen sözcük bizde, “gerçeğe aykırı, uydurma söz” anlamında kullanılmaktadır. Usta yazarlarımız da eserlerinde zaman zaman kullanmışlardır bu sözcüğü. Örneğin Nazım Hikmet, “Ben de kanmıştım bu palavraya...” Necip Fazıl, “Hepsi palavra!” Buket Uzuner, “Palavra dinlemem.” Aziz Nesin, “Gerisi palavra” gibi...
Palavra, saçmalıktan farklıdır. Sadece rastgele sözcüklerin bir araya gelmesinden oluşmaz. Kullandığımız sözcüklerin sözdizimsel bir yapısı vardır, yani bir anlamları olması gerekir.
Palavra ile yalan arasındaki fark, palavranın doğru önemsenmeden oluşturulmasıdır. Bilgi vermektense etkilemek için tasarlanır. Yalan ise doğruyu çok önemser, onu altüst eder.
Bir insanın palavrayı kabul eder olmasının altında yatan iki etken olabilir.
Birincisi, tepki yanlılığı yani bazı insanlar, karşılarına çıkan her şeye daha açık. En başından beri daha az şüpheciler. Bu palavraya özgü bir durum değil. Saflığa benziyor ama saflık daha çok sosyal ortamlarla ilgili.
İkincisi, bir sorunla ilgili şüphe uyandıracak bir durum olduğunda beyindeki singülat korteksin ön bölümü tetiklenir ve bu, palavrayla karşılaştığımızda onu tespit etmemizi sağlar. Palavrayla bu tetiğin çekilme sıklığı azalabilir ve sadece belli tip insanlarda, özellikle analitik düşünceye sahip olanlarda, işlemeye başlayabilir.
Palavraya yüksek etkililik oranı verenler daha az çözümleyici, daha az zeki, daha dindar ve daha fazla ontolojik kafa karışıklığına sahiptir örneğin.
Biz yine de sadede gelelim ve palavracıları en bilinen haliyle tanımlayalım;
- abartmayı severler.
- boşverici kişiliklerdir.
- çocuk milletini eğlendiren tiplerdir.
- hayal dünyaları gelişmiş insanlardır.
- yalanlarının yüzlerine vurulmasından hoşlanmazlar.
Son olarak bu tiplerin bilmediği birşey vardır ki eğer karşısındaki saf biri değilse tabii ki inanmaz ona. Sadece palavrasını yüzüne vurmaz ama dinlerken de içten içe bol bol güler. Çevrenize şöyle bir bakın istemediğiniz kadar göreceksiniz:)))
NOT : Bugün sizlere palavrayı anlattım ama inanın hiç palavra atmadım :))...