Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE SOKAK HAYVANLARI - 4 -
Tarih: 04-06-2024 17:13:00 Güncelleme: 04-06-2024 17:13:00


Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra, Türkiye Himaye-i Hayvanat Cemiyeti kuruldu.

 

 

Faaliyetlerine 6 Mart 1924’te başlayan ve ilerleyen yıllarda sırasıyla Hayvanları Himaye Cemiyeti, Hayvanları Koruma Cemiyeti ve Hayvanları Koruma Derneği adını alacak olan cemiyetin az sayıda üyesi vardı. Emekli orgeneral Zeki Baraz başkanlığındaki cemiyet ilk zamanlarında, çay partileri düzenleyip hayvan sevgisini anlatmaya çalışan bir sosyal kulüp niteliğindeydi ve pek fazla görünür değildi. 

 


Cemiyetin ilk etkinliklerinden biri yük hayvanlarıyla ilgiliydi. 1924 yılının Eylül ayında, cemiyet üyelerinin şehrin çeşitli bölgelerine dağılıp yük taşımakta kullanılan hayvanlara kötü muamele edilip edilmediğini denetleyeceği açıklandı.

 

 

İstanbul sokaklarında yaşlı ve perişan halde arabaya koşulmuş atlar görmenin çok sıradan olduğu o günlerde cemiyet müfettişleri uygunsuz bir duruma rastladığında belediyeye şikayet edecek, “hayvanlara hüsnü muamele edenlere” ödül verilecekti. 4 Kasım’da Adalar’daki altı eşek sahibine para ödülü verildi, bu faaliyet uzun yıllar devam etti. 

 

 


14 Mayıs 1927’de cemiyet, sokak hayvanlarını zehir yerine “acısız, insani ve fenni bir yöntem” olduğunu savundukları gazla öldürmeyi ve yurtdışından gerekli donanımı getirtmeyi önerdi. Buna göre cemiyetin Nişantaşı’nda hizmete girecek hayvan hastanesinde bir gaz odası oluşturulacak ve belediyenin topladığı sokak hayvanları burada öldürülecekti. 

 


25 Nisan 1927 tarihinde İstanbul’da ilk hayvan hastanesi açıldı.

 


Sokak havyanlarını öldürmek için dönem dönem farklı yöntemler kullanıldı. En popüler yöntem, en acı verici olan zehirlemekti. Bir örneği Paris’te benzeri görülen “havagazıyla zehirleme odası”, 1927’de İstanbul Hayvanları Koruma Cemiyeti Hastanesi’ne de kuruldu ve toplanan köpekler uzun yıllar burada öldürüldü. Fişekle öldürmek de sık kullanılan yöntemlerden biriydi.

 


İstanbul aşığı olarak bilinen, kedi ve köpeklere düşkünlüğüyle tanınan Ahmet Rasim hem sokak hayvanlarının öldürülmesine hem de cemiyetin tavrına karşı çıkan sayılı yazardan biriydi.

 

 

Cumhuriyet gazetesi'nde 25 Mayıs 1927’de yayımlanan yazısında şöyle diyordu:


“İstanbul’da bir Hayvanları Koruma Derneği varmış! Köpeklerle kediler için, ‘Hiç merak etmesinler, ben kendilerini öyle gözleri dönerek, saatlerce çeneleri atarak, kol, bacak silkeleye silkeleye, kuyruk dikerek öldürmeyeceğim. Adi bir sandık içine koyacağım, içinden havagazı geçireceğim, bir an sonra gözlerini açıp bakacaklar ki ölmüşler, diyormuş. (…) Bu nasıl koruma? Tıpkı Avrupalıların, Asya ve Afrika’daki yerli insan topluluklarına yutturdukları korumaya benziyor.” 

 


1927’nin Temmuz ayında hayata geçirilen bu uygulama, uzun yıllar Hayvanları Himaye Cemiyeti’nin ana faaliyetlerinden biri oldu. Bu durumu cemiyetin yıllık raporlarından da izleyebiliyoruz. Örneğin 1929 yılı raporunda “Bir sene zarfında hastanemizde 3309 köpek, 807 kedi, 47 beygir insani bir tarzda öldürülmüştür” yazıyor. 1930 yılı rakamları ise 1309 köpek, 982 kedi, 27 at. 

 


O dönem Türkiye’deki hayvan hakları anlayışının bugünkünden farklı olması, cemiyetin böyle şaşırtıcı bir işe girişmesinin sebeplerinden biriydi. Ayrıca bugünkü gibi hayvanları kolayca kısırlaştırmak mümkün değildi ve günümüzdeki aşılar da yoktu.

 

 

Diğer bir etken ise derneğin kuruluşundan itibaren vali ve belediye başkanın onursal başkan, ilçe kaymakamları ile belediye veteriner işleri müdürünün de doğal üye sayılmasıydı. Yani hayvanları öldürtmekten sorumlu kişiler de cemiyetle bir şekilde ilişki içindeydiler. Ama en önemli sebep kuduz korkusuydu. Tek bir kuduz vakası bile büyük panik yaratabiliyordu.

 

 


Kuruluşundan beri sokaklarda ayı oynatılmasının yasaklanmasına da çalışan cemiyet, 1929’da bu amacına ulaştı. Ancak bu yasak kağıt üzerinde kaldı ve ayıların durumu 1990’lı yıllara kadar hayvan hakları savunucularının uğraştığı bir mesele oldu. 

 

Ayıların başına gelenler


Cemiyet 1930’da bu kez hayvan dövüşlerinin yasaklanmasını gündeme getirdi. Çok ilgi çeken deve ve horoz güreşleri, kentin göbeğinde, Taksim Stadı’nda yapılıyordu. Cemiyetin çabalarıyla 1934’te belediye, deve ve horoz güreşlerini yasakladı. Bu yasakla deve güreşlerinin sonu geldiyse de horoz dövüşleri gözden uzak semtlerde devam etti. 

 


1930’lu yıllarda sokak hayvanlarının toplu itlafı da tam gaz sürüyordu. Belediye bir dönem araç eksikliğini bahane edip köpekleri yeniden zehirlemeye başladı. Cemiyet bu mazereti geçersiz kılmak için belediyeye köpek kıskaçları ve köpek arabası hibe etti. Özellikle 1937 yılı sokak hayvanları ve özellikle de kediler için çok zor oldu.

 

 

Temmuz ayında kedilerin kuduz açısından köpeklerden daha tehlikeli olduğu gerekçesiyle bir katliama girişildi. İlk dört günde 2100 kedi öldürüldü. Üstelik bu kez yalnızca belediye ekipleri yoktu işin içinde. Kedi getirene para ödülü verildiği için sokaklarda kedi avı başlamıştı. 

 


1939’da savaşın başlaması insanlar gibi hayvanlar için de zor günlerin başlangıcıydı. Binlerce kedi ve köpek yiyecek bulamadığı için öldü. Ekmeğin karneyle dağıtıldığı savaşın ilk yıllarında, yük hayvanları için çocuk karnesi veriliyordu fakat 1942’de bu karne kesilince birçok yük hayvanı da öldü. 

 


Hayvanları Himaye Cemiyeti’nin faaliyetleri savaş yıllarında da sürdü. 1940 ve 1941 senelerine ait cemiyet raporlarındaki rakamlara göre iki yılda 9 bin 500’ü köpek 15 bini kedi olmak üzere 25 bin hayvan cemiyet hastanesinde öldürülmüştü. Hastanede bu süre boyunca tedavi edilen hayvan sayısı ise 20 bindi. 

 


1950’li yıllarda faaliyetleri aynı çizgide devam eden cemiyet, 28 Nisan 1950’de Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararına çalışan dernek statüsü aldı. 

 


  1934’te Hollanda Büyükelçisinin eşi öncülüğünde kurulan Ankara Hayvanseverler Cemiyeti kısa ömürlü olsa da, 12 Aralık 1945’te Ankara Hayvanları Sevme ve Yardım Cemiyeti adlı yeni bir cemiyet kurulmuş ve böylece Türkiye’deki hayvansever örgütü sayısı ikiye çıkmıştı.

 

 

1950’li yıllardan itibaren Anadolu’da da birçok şube açıldı. Ancak bu durum pek bir şeyi değiştirmedi. Siyasetçilerde, basında ve halk arasında yeterli duyarlılık olmadığı için hayvanseverlerin faaliyetleri marjinal bir uğraş olarak algılanıyordu. Günümüzde de epey yandaşı olan bu düşünce sahipleri, hayvanseverleri tuzu kuru, zengin, yapacak işi gücü olmadığı için canı sıkılan ve boş işlerle uğraşan, halkın dilinden anlamayan, sosyetik tipler olarak karikatürize ediyordu. 

 

 

İlk zamanlarında, çay partileri düzenleyip hayvan sevgisini anlatmaya çalışan bir sosyal kulüp niteliğinde olan Hayvanları Koruma Cemiyeti, her yıl yapılan faaliyetlerin anlatıldığı bir rapor yayımlıyordu. Hastanesinde ücretsiz tedavi ve ameliyat hizmeti de veren cemiyet, uzun yıllar Şişli Nigar Sokak’taki merkezinde hizmet sundu. 

 


1950’ler büyük kentlere yoğun göçlerin yaşandığı yıllardı. 1950’de 1 milyon 166 bin olan İstanbul nüfusu 1960’da 1 milyon 882 bine ulaşmış; yani kentte yaşayan insan sayısı on yılda yüzde 50 artmıştı. Bu anormal artışın sonucu kaçınılmaz olarak şehrin dört bir yanında gecekondu mahallelerinin oluşmasıydı. Bu da sokak hayvanlarının ve özellikle başıboş köpeklerin sayısının artmasına sebep olmuştu. 

 

 


İstanbul Belediyesi’nin 13 Ağustos 1959 tarihli açıklamasında, kentteki kedi-köpek sayısının 100 bin olduğu, civar kasaba ve köylerden getirilen sürülerin ya da süt taşıyan yüzlerce at arabasının peşine takılan hayvanların geri dönmeyip İstanbul’da kalmasının büyük sorun yarattığı vurgulanıyordu.

 

 

Tek çarenin köpeklerin toptan yok edilmesi olduğu öne sürülen açıklamaya göre ikinci sorun, kasaplık hayvanların kesim yerlerinin bulunduğu Sütlüce ve Haliç mıntıkaları, Topkapı, Yenikapı, Eyüp, Mecidiyeköy, Ahırkapı, Selimiye ve Beylerbeyi’ndeki mezbelelikler ile binlerce askerin karavana artıklarının atıldığı Davutpaşa ve Rami kışlaları civarındaki kalabalık köpek gruplarıydı. 

 

 


Belediyelerin sokak hayvanlarını öldürmeye devam ettiği 1960’lı yıllar, Türkiye'de değilse de ABD ve Avrupa’da militan hayvan hakları hareketinin yükseldiği dönem oldu. 68’in devrimci dalgası hayvan hakları aktivistlerini de radikalleştirmiş, hayvan hakları konusunu hayvanseverlik meselesi olmaktan çıkarıp bambaşka bir zemine oturtmuştu.

 

 

1970’li yıllarda ivmesi yükselen bu mücadelenin sonuçlarından biri de 15 Ekim 1978’de Paris’te UNESCO Evi’nde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi oldu. Bütün türlerin eşitliği temeli üzerine kurulu bildirge, evrenin insan merkezli bir hiyerarşiyle düzenlenmesini reddediyordu.

 

 

 
Plansız büyüme ve aşırı nüfus artışı gecekondulaşmayı, binlerce gecekondu da başıboş köpeklerin sayısının artmasına sebep oldu. 

 

 


Kuduz paniği dönemleri köpekler için en kötü zamanlardı. Türkiye kendi iç çalkantılarıyla uğraştığı için bu gelişmeler sıcağı sıcağına karşılık bulmadı. 12 Eylül sonrası, 1982’de darbeciler tarafından belediye başkanı olarak atanan Abdullah Tırtıl’ın döneminde yeni bir kedi-köpek katliamı dalgası başladı. Bazı gazetelerin sorumsuzca yapılmış haberleri 1983’ün yaz aylarında büyük bir kuduz paniği yaratmıştı.

 

 

Temmuz ayında 26 ekibin gece gündüz sokak hayvanlarını öldürmeye başladığını açıklayan başkan Tırtıl, kuduzla mücadele için giriştikleri bu işte vatandaşlardan da destek isteyince iş çığrından çıktı. Kedileri koyduğu çuvalın ağzını bağlayıp denize atanlara bile rastlanıyordu. 

 

 

1980’li yıllar sokak hayvanları açısından korkunç bir dönem oldu. 1984’te İstanbul Belediye Başkanı seçilen ve “Kore’den adam getirtip sokak köpeklerinin hepsini yedireceğim” gibi şeyler söylediği ileri sürülen ANAP’lı Bedrettin Dalan başta olmak üzere birçok  belediye başkanı, kuduz tehlikesini gerekçe göstererek İttihatçı başkan Cemil Topuzlu’yu aratmayacak barbarlıklara imza attılar. 

 

 


En karanlık yıl 1987’ydi. Dalan, Kore’den adam getirtme projesini hayata geçirememişti ama belediye ekipleri yaz boyunca kedi köpek avındaydı. İzmir’de belediye başkanı Burhan Özfatura ile vali Vecdi Gönül, kedi ve köpek itlaf kampanyası başlatıp halktan destek istiyor; Temmuz ayında Bursa Belediye Başkanı Ekrem Barışık’ın 1747 kedi ve köpeği fırında diri diri yaktırdığı ortaya çıkıyordu.

 

 

 
1989’da büyük kentlerde belediyelerin çoğu el değiştirince katliamlar hız kesse de durmadı. Nisan ayında, Tokat’ın iki haftalık belediye başkanı İsmet Saraçoğlu, hayvanat bahçesini kapatıp 400’e yakın hayvanı öldürttü. DYP’li Saraçoğlu, düzenlediği basın toplantısında katliam değil tasfiye yaptırdıklarını söyledi.

 

 

“Yalnızca dört tilki ve dört kurdu öldürdük” diyen Saraçoğlu, develeri, ceylanları ve “eti yenilmeye müsait” kanatlı hayvanları kestirip kasaplara satmasını öldürmekten saymıyordu. Yalnızca iki domuz ve bir sansar paçayı kurtarmıştı; başkan domuzu “eti murdar olduğu için” kesmediklerini açıkladı ama sansarın durumuna açıklık getirmedi. 

 

 

1980’li yılların sonuna gelindiğinde hayvansever organizasyonlarda da değişiklikler yaşanmaya başlamıştı. 12 Eylül öncesi siyasi gruplarda bulunmuş insanların da dahil olduğu yeni çevre ve hayvan hakları örgütlerinin ortaya çıkması ve bu örgütlerin güçlü uluslararası bağlar kurmaya başlaması değişimin en önemli sebebiydi. Batıdan 20 yıl sonra olsa da artık hayvanseverlikten hayvan hakları savunuculuğuna geçiliyordu. 

 

 

Hayvan hakları mücadelesine güç katan yeni oluşumlar ve uluslararası bağlantılar ilk meyvesini sokakta oynatılan ayılar konusunda verdi. 1992 yılında Dünya Hayvanları Koruma Vakfı’nın (WSPA) sağladığı bütçeyle ayılar için Bursa’da bir barınak oluşturuldu ve 1993’ten itibaren sokaklarda ayı oynatmak kesin olarak yasaklandı. (Hayvanseverlerin çabası sonucu sokaklarda ayı oynatmak 1929’da yasaklanmıştı ama yasak uygulanmamıştı.)

 

 


Uzun mücadeleler sonucu çıkan bu karar, Türkiye’deki hayvan hakları savunucularının ilk zaferi olmasının yanı sıra hayvanlar için barbarlık ve vahşetle geçen yirminci yüzyılın en güzel haberlerinden biriydi. 

 

Devam edecek... 

 

Nota ve Tınıyla... 

 

 

macit.soydan@gmail.com

 



Bu yazı 16369 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI