Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE SOKAK HAYVANLARI - 2 -
Tarih: 02-06-2024 21:31:00 Güncelleme: 02-06-2024 21:31:00


Sokak hayvanlarından rahatsızlık duyan bir diğer kişi de Türk Edebiyatı'nda “ilklerin adamı” olarak bilinen İbrahim Şinasi‘dir. Tasfir-i Efkar gazetesinde yazdığı İstanbul Sokaklarının Tenvir ve Tathiri makalesinde; sokak köpeklerinin ülkeyi kötü gösterdiğini, bunların azaltılarak yok edilmesi için erkek köpekler ile dişi köpeklerin ayrı ayrı bölgelere dağıtılmaları gerektiğini yazar. Buna karşılık olarak Ethem Petrev Paşa Mecmua-yı Fünun’da Avave (havlama) Name’de cevap verir.

 


Paşa, bir filozofla (hakim) bir köpeği (kıtmir) konuşturmuş, Hayırsız Ada tecrübesini ve değişen bakış açılarını alaycı bir üslupla yazıya dökmüştür. Hakim, köpeğin içler acısı görünümüne bakıp “Vah vah! Biçare hayvan! Şu hayvanın acizlik ve miskinliğine ve insanların kudret ve gafletine bak!” diye acımalı ifadelerle söylenirken, köpek, kendisine yapılanları hatırlatırcasına ironik bir cevap verir: “Vah vah! Şu Adem insaniyyetten kopuşup hayvaniyyetde karar verdi!”

 


Sultan Abdülaziz çağdaşlaşmak adına köpekleri toplatma kararı vermiştir ve köpekler toplanır bir kez daha Sivriada’ya sürgün edilir. Ama köpeklerin gidişinden hemen sonra İstanbul’un en büyük yangınlarından biri gerçekleşir. 5 Haziran 1870 Galata ve Beyoğlu semtinde 5 bin ev ve dükkan kül olur ve 150 kişi ölür. Halk yangınların sebebini köpeklerin adaya yollanması sonucu uğursuzluk getirdiğini söyler. Ayrıca köpekler olsa yangın daha erken fark edilir diye isyan ederler. Sultan bunun üzerine köpekleri tekrar getirtir.

 


Köpeklerin belki de en çok rahat ettiği dönem Sultan 2.Abdülhamit dönemi diyebiliriz. Sultan 2.Abdülhamit'in bu dönemde kuduz salgını olmasına rağmen Louis Pasteur'ün 27 Ekim 1885 yılında Paris Tıp Akademisi‘nde “Isırıldıktan Sonra Kuduzdan Korunma” adlı bir bildiri yayımlaması dikkatinden kaçmamış. 

 


Pasteur kuduz virüsü bulaşmış birinin tedavi olabileceği iddiasını ortaya atar. Fakat dönemin Avrupa‘sı destek vermez. Aynı bildirinin 31 Ekim 1885 yılında İstanbul’da da yayımlanmış olması Sultanın dikkatini çeker. Fransa hükümetinin desteklemediği Pasteur’ü Abdülhamit İstanbul’a davet eder. Pasteur, yaşlı olduğu için yolculuk yapamayacağını belirtir. Fakat Osmanlı Sultanı'nın göndereceği ekibin Pasteur tarafından eğitilmesi isteğini “Büyük bir şerefle” diyerek kabul eder.

 


Mecidiye Nişanı ve 800 lira para gönderip laboratuvarını genişletip enstitü kurmasını sağlar. 7 aylık bir eğitimden sonra 1887’nin Ocak ayında Zoeros Paşa’nın kliniğinde Darü’l-Kelp Tedavihanesi (kuduz tedavi müessesesi) kurulur. Ardından Bakteriyolojihane-i Osmaniye’de kuduz aşısının keşfinden 3 yıl sonra  kuduz aşısı ve serum üretimine başlanır.

 


Bu dönemde Mavroyani Paşa’nın araştırması “Sokak Köpekleri” ismiyle kitap haline gelir ve  o tarihlerde kuduz vakasına sık rastlanmamasının sebebi olarak kitapta ”serbest çiftleşme, sokak köpeklerinde doğal aşı yerine geçiyor!” ibaresi dikkat çeker. 

 



1908’de Abdülhamit tahttan indirilir. Yerine İttihat ve Terakki Fırkası gelir. Talat Paşa Dahiliye Nazırı olarak görev yaptığı 1910 yılında İstanbul tarihinin en büyük köpek katliamı gerçekleşir. Fransız bir şirket parfüm/kimya sanayi için İttihat ve Terakki Fırkası’na bir öneri ile gelir: “İstanbul’un sokak köpeklerini toplayıp bize satın” der. Antlaşma her iki taraf arasında imzalanır.

 


Halk köpeklere sahip çıkınca bu işi için serserilere ve paraya muhtaç kimselere verilir. Toplama sırasında Fransa’ya gönderilmek için Tophane‘ye getirilen 80 bin köpeği, halk baskın yaparak kurtarır. 

 

1910 Hayırsızada Toplu Sürgün ve Katliamı | HAYVAN HAKLARI TARİHİ |  KÜTÜPHANE | HAYTAP - Hayvan Hakları FederasyonuHayırsız Ada.. 

 


Hayırsız Ada’ya yolculuk başlar
Fakat hükümet antlaşma gereği yeniden toplayıp tekrar Tophane’ye getirir. Hatta başlarına asker bile diker. Ancak Fransa’dan yükleme için bir türlü talimat gelmeyince besleme ve bakımları sorun olmaya başlar. 

 


Fransa’dan yanıt alamayan hükümet önce fiyatı indirir, sonra bedava bile vermek istese de yükleme talimatı alınamaz. Burada bir süre daha köpekler beslenir. Fakat Fransa antlaşmayı fesih ettiğini söyleyince köpekler adada kaderlerine bırakılır. Halk bir süre kendi imkanları ile teknelerle gelip besleme yapsa bile mesafenin uzak olmasından dolayı zamanla vazgeçilir.

 


Marmara denizinin İstanbul’a yakın tarafında bulunan Hayırsız Ada sadece bir kayaydı. Üzerinde dikili bir ağaç yoktu, hayvanların yiyecek bulabilecekleri büyük bir ada değildi. İstanbul’dan toplanan 80 bin köpek bu adaya bırakılarak ölüme terk edildi. Adaya bırakılan köpekler bir süre sonra açlıktan birbirlerini parçalamaya başladılar. O günlerde onların acı sesleri ve ulumaları İstanbul sahillerine kadar ulaşmaya başlar. Bir süre sonra ise sesler kesilir çünkü açlığa ve susuzluğa dayanamayarak ölürler. Köpek­lerin çığlıklarını duyan İstanbul halkının, bu sesleri ölene kadar unutmadıkları rivayet edilir.

 


Adadaki köpeklerin durumunu bizzat gözlemleyen Fransız bir gazeteci ise gördüklerini şöyle anlatır : 

 


"Dayanılmaz derece sıcak vardı. Etkisinden kurtulmak için kabinime çekildim. Vapur durmuştu. Biraz kestirmiştim. Hemen kalktım. Acele merdivenleri çıkarak güverteye kendimi attım: Küme küme köpek cesetleri ve etrafa yayılan çok fena bir koku..
Bir mil uzakta ağaçtan, bitkiden oluşmuş yalçın bir kayadan ibaret olan ada gözüküyordu. Yalçın kayanın üstünde köpekler karınca gibi kaynıyor… Köpeklerin en büyük kısmı sahili takip eden kayalık üzerinde toplanmıştı. Pek çokları güneş hararetinden kavrulmuş, serinlemek için var güçleriyle suda yüzüyorlar, son takatlarına kadar suda kalmak istiyorlar. Ötede beride görülen cesetlerin etrafında dolaşarak, çabalayarak bir parça et koparmaya çalışıyorlar…

 

 

Karadaki diğer kısmı ufak bir gölge bulabilmek için taş kovuklarına sığınmak üzere delik, deşik arıyorlar… Diğer bir kısmı ise adeta delirmiş gibi oraya buraya koşuyorlar, sürekli kendi etraflarında dönüyorlar… Seslerini şimdi tam olarak duyuyorduk. İşittiğimiz bu feryatlar köpek havlaması değil adeta insan feryadı idi.

 

 

Kaptan geminin düdüğünü çaldırdı. Zavallı hayvanlar bir yardım sesi duymuş gibi heyecanlandılar. Bu sese hayvanların nasıl yalvarırcasına cevap verdiklerini size anlatamam. Bilmem göz önüne getirebiliyor musunuz? Feryat ve inilti saçan bir yalçın kaya. Bir yanardağ ki ateş yerine feryat, duman yerine cesetler saçıyor.

 

 

Bu kızgın zemin üzerinde su, yiyecek için ağızları açık köpekler…Etrafında martıların uçuştuğu cesetler kısım kısım denizde lekeler oluşturuyor. Vapur hareket etti; zavallı köpekler yine bizleri son bir ümit ile takibe çalışarak çırpınıyorlar. Hiçbir şeyden habersiz geminin dalgaları onları büsbütün batırıyor, boğuyor, öldürüyordu. Ne karada ne denizde ölümden başka onlara el uzatan yoktu… 

 

Devam edecek... 

 

Nota ve Tınıyla... 

 

macit.soydan@gmail.com

 



Bu yazı 16464 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI