Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
ONLAR SAVAŞIN ÇOCUKLARI... 2
Tarih: 14-10-2023 20:33:00 Güncelleme: 14-10-2023 20:33:00



Bu yazı dizisinde çocukların yaşadıkları fiziksel, ekonomik, psikolojik  etkileri uzun uzun anlatmayacağım. Sadece gerçek bir kesit sunacağım... 


Savaşlarla ilgili yazılmış kitaplardan kendime göre seçtiğim birtanesinin içinden aldığım çok kısa bazı bölümlere yer vereceğim; 

Son Tanıklar: Çocukluğa Aykırı Yüz Öykü : Svetlana Aleksiyeviç, Aslı  Takanay: Amazon.com.tr: Kitap

S. Aleksiyeviç’in İkinci Dünya Savaşı yıllarına geri dönerek 1985 yılında kaleme aldığı “Son Tanıklar-Çocukluğa Aykırı Yüz Öykü”...  


Bu kitap çocukların seslerinden oluşur. Bu sesler biz okuyuculara kaybolmuş bir çocukluğu, anne ve baba özlemini, açlık duygusunu ve en önemlisi de ölüm duygusunu anlatır.


Bu çocuklar, acımasız savaş yıllarındaki zorlu yaşam mücadelesi sonucunda hayatta kalmış olsalar bile savaş, yaşamlarında her daim onlarla birlikte varlığını sürdürür. Savaşın ne demek olduğuna, ailenin ve toplumun yaşadığı yıkıntılara, kayıplara çok küçük yaşlarında şahit olmak zorunda bırakılırlar.

 

Bu nedenle geçmişe dönüp o yılları düşünen anlatıcıların pek çoğu “Hayır, çocuk olmadım ben. Kendimi çocuk olarak hiç hatırlamıyorum” vb. cümleler kurarlar. 


O yıllarda yedi yaşında olan Nadya Gorbaçeva, “Yıllar geçti… bir sürü kitap okudum. Fakat çocukluğumda bildiklerimden daha fazlasını öğrenmedim savaş hakkında.” derken bir duyguyu yaşamak ile hissetmeye çalışmanın bambaşka şeyler olduğunu anlatmaya çalışır. 

Svetlana Aleksiyeviç - Vikipedi

Foto : Svetlana Aleksiyeviç..


Aslında savaş yılları, kendi yaşamlarının tarihlerini başkalarının yazdığı yıllardır. 


Yine o korkunç yıllarda henüz dört yaşında olan Vasya Harevski, “Savaş benim tarih kitabım. Yalnızlığım… Çocukluğu olmayan biriyim ben, çocukluk yıllarım yerine savaş var hayatımda" derken tüm çocukluk yıllarının savaş gerçekleri ile kaplı olduğunu ifade eder.

 

Dolayısıyla, bir çocuğun belleğindeki savaş gerçekleri; hissettiği ölüm korkusu, açlık duygusu, anne ve baba özlemi… hepsi geride kalan çocukluk yıllarının birer ifadesi olarak kalmıştır.


Ölüm, her canlı varlık için; her türlü hayvan, çiçek, çocuk, genç, yaşlı, kadın ve erkek için söz konusudur. “Savaş” da “ölüm” kelimesini beraberinde getirir. Başka bir değişle savaş, anlamını ölümde bulur.


Sigmund Freud “Savaş ve Ölüm Üzerine Düşünceler” adlı kitabında yakınlarımızın ölümleri ile karşılaşıncaya kadar kişilerin ölümü yadsıdığını, ayrıca artık, savaş zamanında karşılaşılan ölümlerin doğal devinimin dışında olduğunu da ifade eder:


“Savaşın ölüm karşısında takındığımız bu geleneksel tavrı silip atmak zorunda kaldığı açıkça ortada. Burada ölüm inkâr edilebilecek değil artık; hepimiz ona inanmaya mecburuz. İnsanlar gerçekten de ölüyorlar ve artık teker teker de değil üstelik topluca, tek bir gün içinde on binlercesi olmak üzere.” 

Sigmund Freud Kimdir

Foto : Sigmund Freud..


Dolayısıyla yetişkinler için savaş kelimesi, ölümle aynı anlama gelirken savaşın ilk gününe kadar hayaller ve güzelliklerle dolu çocuk dünyasında ölüm, henüz kendisini tanıtmamıştır. 


Yedi yaşındaki Lena Kravçenko da savaşla birlikte ölümü tanıdığını şöyle ifade eder: “Ölüm hakkında, elbette hiçbir şey bilmiyordum… kimsenin bana ölümü anlatacak fırsatı olmamıştı, ansızın çıkmıştı karşıma…”


 On iki yaşındaki Gena Yuşkeviç de savaşın başladığı ilk gün savaşın yalnızca erkekleri değil tüm canlıları hayattan aldığını fark eder. “Önce… önce ölmüş bir at gördüm… sonra… ölmüş bir kadın… şaşırmıştım buna. Savaşta sadece erkeklerin öldüğünü sanıyordum" 

 

Çocuklar savaş yıllarında sadece ölüm gerçeğinin varlığını kavramakla kalmaz gözlerinin önünde kendi yaşıtları olan çocukların acımasızca katledilişlerine de şahit olurlar. Kendisine savaş sorulduğunda “istemiyorum… bırakın hatırlamayı, “savaş” kelimesini telaffuz etmek dahi istemiyorum” diyen on bir yaşındaki Lyuba Aleksandroviç köylerindeki partizan çocuklarının nasıl acımasızca öldürüldüğünü şu sözlerle hatırlar:


“Almanlar evlerimize dalmıştı… partizanlara katılanların çocuklarını topladılar… ve köyün orta yerinde kafalarını kestiler… bize de seyretmemizi emretmişlerdi. Evlerden birinde kimseyi bulamadılar, kedilerini yakalayıp astılar…” 

 

Devam edecek...

 

Nota ve Tınıyla... 

 

macit.soydan@gmail.com
 

 



Bu yazı 19641 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI