Sözlerine merhaba ile başlayıp, merhaba ile bitirirmiş...
Ve dermiş ki;
“Her şeyden önce erkekçe bir söylenişi var merhabanın… Üstelik anlamı da güzel. 'Rahat edin. Benden size kötülük gelmez’ demektir. Sonra, aklımızı işimizden ayırmamalıyız. ‘Sabah şerifleri’ mi diyeceğiz, ‘Akşam şerifleri’ mi diyeceğiz, ‘Allahaısmarladık’ mı diyeceğiz? Düşünmeye, aklımızı meşgul etmeye gerek yoktur. Bunların yerine basarım merhabayı, olur biter… Bir şey daha var. Merhaba sözcüğü, eski harflerle yazıldığı zaman yelkene benzer. Belki bunun da etkisi vardır merhabayı sevmemde…”
17 Nisan 1890 tarihinde, Osmanlı'nın son köklü ailelerinden Şakir Paşa Ailesine mensup babasının yüksek komiser olarak görev yaptığı Girit'te doğan ve altı çocuklu ailenin en büyük evladıydı.
Ailesinin tüm fertleri sanatta yetenekliydi. Sırasıyla dünyaya gelen Hakkiye, Ayşe, Suat, Fahrelnisa ve Aliye adlı kardeşlerinden Fahrelnisa resim alanında, Aliye gravür alanında üne kavuştu; Hakkiye’nin kızı Füreya Koral, ilk Türk kadın seramikçi oldu; Fahrelnisa’nın çocukları Nejad Melih Devrim ressamdı; Şirin Devrim ise tiyatroyu seçti.
Çocukluk hayatının ilk yıllarını babası Şakir Paşa’nın elçi olarak bulunduğu Atina’da geçirmiş, ilköğrenimini Büyükada'da, orta ve liseyi 1907'de Robert Kolej'de tamamlamıştı.
İlk yazısı aynı yıl İkdam gazetesinde yayımlanmış, Lise öğreniminden sonra İngiltere’de denizcilik öğrenimi yapmak istediyse de ailesinin ısrarı ile Oxford Üniversitesi’nde tarih okumuştu.
İstanbul'a döndüğünde gazete ve dergilerde yazılar yayınlamaya başladı. 1925 yılına kadar geçimini haftalık dergilerde tercümeler, yazılar yayınlayarak, resim ve yeni tarz tezhipler yaparak, karikatür yaparak, karikatür çizerek ve renkli dergi kapakları hazırlayarak temin etti.
Dört asker kaçağının kadersizliğiyle ilgili olarak "Hüseyin Kenan" takma adıyla kaleme aldığı 13 Nisan 1925 tarihli "Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler" başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı.
Memlekette isyan bulunduğu sırada, askeri isyana teşvik edici yazı yazmaktan suçlu bulundu. Mahkeme Başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkûm edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey'in önerisiyle kalebentlikle Bodrum'a sürüldü.
Ve yeni yaşamı da burada şekillendi...
Cevat Şakir Kabaağaçlı, namı değer Halikarnas Balıkçısı...
3 yıllık sürgünlüğünün yarısını Bodrum'da tamamladı. Cezasının son yarısını İstanbul'da bitirdikten sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum'dan uzak kalamadı ve Bodrum'a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı.
Bodrum'un Antik Çağ'daki adı olan Halikarnas'ı mahlas olarak benimseyen Cevat Şakir, Bodrum'da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. Edebiyat sahasına giren eserlerinin büyük kısmını da Bodrum’da yazdı. Çocukları orta öğrenim çağına gelince, o yıllarda bu kasabada ortaokul bulunmaması sebebiyle ailesini İzmir’e nakletti.
Yaşamını yazarlık ve turist rehberliği ile sürdürdü, rehberlik kurslarında da ders verdi. 13 Ekim 1973'te İzmir'de kemik kanserinden öldü. Vasiyeti üzerine Bodrum'a gömüldü.
Ne o Bodrum'dan vazgeçebildi, ne de Bodrum ondan...
1926'dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı.
Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.
Bodrum'da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikrini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdi. Bu yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, İstanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi Yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemekti. Haftalarca denizde kalınır, sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı.
17 Nisan 2015 tarihinde 125. yaşgünü nedeniyle anısına Google tarafından özel bir doodle hazırlandı.
Velhasıl,
Konaklardan yoksulluğa, iktidardan esarete uzanan bir yaşam çizgisi ile birlikte gelecek kuşaklara doğa sevgisi, yurt sevgisi ve insan sevgisi aşılayan bir adamdı.
Satırlarımı onun kısa bir şiiriyle bitirmek istedim...
Yokuş başına geldiğinde,
Bodrum'u göreceksin,
Sanma ki sen,
Geldiğin gibi gideceksin...
***
Senden öncekiler de
Böyleydiler...
Akıllarını hep Bodrum'da
Bırakıp gittiler...
Işıklar İçinde Uyusun...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com