Bundan tam 100 yıl evvel 15 Eylül 1914 tarihinde Adana'nın Ceyhan ilçesinde dünyaya geldi.
Avukat olan babası, milletvekilliği, İstiklal Mahkemesi Başkanlığı, Toksöz ve Ahali gazetelerinin imtiyaz sahipliğini yapmış, aynı zamanda da Cumhuriyet Fırkası'nın kurucuları arasında yer almıştı.
Dönemin çalkantılı siyasetinden o da nasibini almış, sürgünlere gitmiş, hatta evine ekmek getirebilmek için geçmiş kariyerini bir tarafa bırakıp bulaşık bile yıkamıştı.
Bu meşakkatli ve zor zamanlar küçük Mehmet Raşit'in hayatını da etkiledi. Tahsilini ortaokul'da sonlandırmak zorunda kaldı. Küçük yaşta kolları sıvadı ve babasının bir arkadaşı vasıtasıyla Milli Mensucat Fabrikası’na işçi olarak girdi ve hatta ilk aşkı Nuriye ile de orada tanıştı.
Birbirlerini seven iki genç geçen süreçte evlenmek de istedi ama kızı vermediler. Çünkü o sakıncalı bir adamın oğluydu. Yılmadı, inat etti ve sonunda araya hatırlı kişilerin de girmesiyle Nuriye'sine kavuştu ve zor da olsa nikah kıymayı başardılar.
1938’de Niğde’de askerlik yapmaya başlamıştı. Nazım Hikmet’ten Hikmet Kıvılcımlı’ya kadar pek çok aydının tutuklu olduğu o günlerde Harp Okulu Davası onu da hapise sürüklemişti. Nedeni ise gazete gazete kupürlerinden kestiği Nazım Hikmet şiirlerini bölük sohbetlerinde okumasıydı.
Mahkemede güçlü bir delil ile hakimin karşısına çıktı. Kendi el yazısıyla yazdığı ve Nazım Hikmet için olan şiirleri bir de, kendisini ve emekçilerin hayat hikayelerini bulduğu Gorki’nin kitaplarıyla. Hatta, komik gelecek belki ama Nazım Hikmet ile bir olup darbe yapacağı iddia edilerek 5 yıl hapise mahkum olmuştu.
Oysa henüz tanışmamışlardı bile…
Mehmet Raşit Öğütçü...
Ya da ileride tüm ülkeyi etkisi altına alacak olan yazdığı romanlarda kullandığı adı ile Orhan Kemal...
Önce Adana Cezaevi’nde yattı. Kısa bir süre sonra Bursa Cezaevi’ne naklini istedi. Çünkü Adana’da eşinin yaşadığı evi taşladılar. Nazım Hikmet’in de sağlık sorunları nedeniyle Çankırı Cezaevi’nden Bursa Cezaevi’ne gelmedi sonucunda 52’nci koğuşta birlikte kaldılar.
Ranzaları karşılıklıydı. Nazım ile sıkı dost oldular. Nazım, Orhan Kemal’in yazılarını çok beğendi ve destekledi. Orhan Kemal 26 Eylül 1943 günü tahliye olduğunda cezaevi kapısından bir yazar olarak ayrıldı. Tahliyesinden birkaç gün sonra yolladığı şiir ise okurken Nazım Hikmet’i ağlatacaktı.
“Seni yapayalnız bırakıp hapishanede,
Belki üçüncü mevkii kompartımanında pupa yelken,
Koşacağım memlekete…
Unutabilir miyim seni?
Hala beton malta boylarında duyuyorum,
Takunyalarının sesini!
Unutabilir miyim seni hiç,
Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim,
Hikaye, şiir yazmayı,
Ve erkekçe kavga etmeyi senden…”
Hapishaneden çıkmasına daha sekiz yıl olan Nazım Hikmet bu şiiri okuduğunda gözyaşlarına hakim olamamıştı.
Orhan Kemal üretken bir yazardı. Adana’daki çiftçilerin, işçilerin yaşamlarını da yazdı, İstanbul’da gecekondu mahallesindeki yaşamları da. 72. Koğuş, Hanımın Çiftliği ya da Murtaza onlardan bazılarıydı. Toprağın, emeğin tanımını en iyi yapan ustalardandı.
Evet, büyük yazarın 110'uncu doğum günüydü 15 Eylül 2024...
Yazımı yine ona ait bir şiirle noktalamak isterim...
YOKSUL ÇOCUK...
Bir çocuk doğar, bir umut büyür içimizde,
Ve geceyi böler bir yıldız, bir yudum ışık olur kalbimizde.
Yoksul sokakların karanlığında, bir çocuk büyür umutla dolu,
Bir annenin sıcak kucağında, yoksulluğa meydan okur, güçlü...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com