Dünden devam ediyoruz...
Romanın konusuna gelince kısa bir özet geçelim isterseniz;
Romanın baş karakterleri, Yahudi asıllı Alman bir kadın olan Maria Puder ve Havranlı Raif Efendi'dir. Raif Efendi içine kapanık, melankolik, sessiz ve dış dünyaya pek uyum sağlayamamış bir karakterdir. Hayatı boyunca birçok şeye boyun eğmiş, haksızlığa uğradığında bile buna karşı koyamamıştır.
Sevmediği bir kadınla evlenmiştir, çocukları olmuştur, bir ailesi vardır. Kendi hayatına kendisi yön verememiş, başkalarının istediği bir insan olarak hayatını sürdürmüştür. Hayatında gerçekten yaşadığını hissettiği sadece bir anısı olmuş ve bunu günlüğüne aktarmıştır.
Raif Efendi, yirmili yaşlarında babasının isteği üzerine gittiği Berlin'de, sanata olan ilgisi sayesinde bir sanat galerisine gider. Galerideki tablolar arasında gezindiği sırada bir sanatçının otoportresini görür ve tablodaki kadını hiç tanımamasına rağmen platonik olarak ona âşık olur.
Tablo, onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır. Raif tablodaki portrenin, Rönesans ressamı Andrea del Sarto tarafından yapılmış "Madonna delle Arpie" isimli tablodaki Meryem Ana (Madonna) portresine benzetir.
Tabloya o kadar hayran olur ki, fırsat buldukça tabloyu görmeye gelir; fakat başka gözlerin onu takip ettiğini fark etmez. Artık ritüel hâlini alan bu tabloyu seyretme seanslarından birinde bir kadın onun yanına gelir. Bu kadın, tablonun sahibi olan sanatçı Maria Puder'dir.
Maria, Raif'in tabloya olan hayranlığının farkındadır. Raif ise başta onun kendisiyle alay eden biri olduğunu düşünür. Tablonun sahibi ile konuştuğunu öğrenince ise, dünyası bir daha geri dönüşü olmayacak şekilde değişir.
Maria'nın karakteri Raif'e göre daha dominanttır. Kendisinin bir erkek gibi özgür yetiştiğini, canı ne isterse onu yaptığını anlatır. Hatta Raif'i de çok naif bulduğunu dile getirir. İkisi bu özellikleri sayesinde birbirlerini tamamlarlar ve aralarında uzun süren bir arkadaşlık başlar.
Raif, Maria'yı çok sevmektedir; fakat Maria'nın kendisine olan hislerinden pek emin olamaz. Yine de onun her istediğini yapmaya çalışır. İkisi beraber rüya gibi güzel günler geçirirler.
Bir gün Raif, babasının öldüğü haberini alır. Türkiye'ye, Havran'a dönme kararı alır.
Maria ile burada mektuplaşmaya devam edecektir. Fakat aralarındaki birkaç mektuplaşmadan sonra Maria'nın mektupları kesilir. Raif bunu hayra yormaz ve Maria'nın kendisinden sıkıldığını, vazgeçtiğini düşünür. Raif'in asla bitmeyecek olan kasvetli günleri işte burada başlar. Sevmediği bir kadınla evlenir.
Raif, mektupların kesilmesinden yaklaşık on yıl sonra, Maria'nın bir akrabasını Ankara'da görür. Ondan, Maria'nın kendilerine bir Türkten hamile olduğunu söylediğini ama ismini vermediğini öğrenir. Ayrıca Maria'nın doğum sırasında fenalaştığını, komaya girdiğini ve bir hafta sonra koma hâlinde iken öldüğünü büyük bir üzüntüyle öğrenir.
Üstelik Maria'nın mektuplarında sadece "iyi haber" olarak nitelendirdiği gerçeği de o anda öğrenir: On yıl önce Maria, Raif'ten olma kız çocuklarını dünyaya getirdikten bir hafta sonra koma hâlinde ölmüştür.
Raif Efendi, ölümünün yaklaştığını anladığında bu güzel günleri kaydettiği defterinin yakılmasını genç bir iş arkadaşından rica eder. Genç iş arkadaşı da Raif Efendi ile ilgili bu gizemi çözmek ve onu daha yakından tanıyabilmek için defterini okur.
Bu arada öne çıkan iki karakteri de kısaca tanıyalım;
Raif Efendi: Romanın asıl kahramanıdır. Babası Havranlı bir sabuncudur. Babası onu Berlin'e sabun işinde uzmanlaşması için gönderir. Raif orada Maria Puder ile tanışır. Raif romanın genelinde kendi hâlinde, sessiz, sakin, ahlaklı ve sıkıntılı olduğu zamanlarda başkalarına belli etmeyen birisidir. Ancak bu sessizliğinin ardında bir kadına duyduğu büyük bir sevda gizlidir.
Maria Puder: Maria Puder, Berlin'deki Atlantik adında bir barda şarkı söylemektedir. Orada çalıştığı yıllar boyunca erkekler hakkında edindiği bilgi ve tecrübelere dayanarak hepsinin "güvenilmez" olduğunda karar kılmıştır. Kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, kimseyi sevemeyen birisidir. Kimseyle çok yakınlaşmaktan hoşlanmaz.
Raif'in ona âşık olduğuna inanması ve hislerine karşılık vermesi oldukça uzun sürmüştür. Hem Raif Efendi hem de Maria Puder, yıllardır aradıkları kişiyi bulduklarını düşünmüşler ve aşka inanmaya başlamışlardır.
Kitabın "Kürk Mantolu Madonna" olarak tanımladığı başkarakteri Maria Puder'in kim olduğu hakkında pek çok şey söylenmiştir. Sabahattin Ali'nin yakın arkadaşlarından Muvaffak Şeref, Taksim Camlı Köşk Gazinosu'ndaki kadın orkestrasında çalan kadınlardan biri olduğunu söylerken Sevgi Sanlı, Madonna'nın Sabahattin Ali'nin henüz çok gençken âşık olduğu bir genç kız olduğunu dile getirmektedir.
Sabahattin Ali'nin kızı Filiz Ali, bir dönem BBC'ye verdiği bir söyleşide, Maria'nın gerçek bir kişi olduğunu öğrendiklerini söylemiş. Filiz Ali, babası Sabahattin Ali'nin 1920'lerde genç bir adamken bir yıl yaşadığı Berlin'de Maria ile tanıştığını aktarmış ve hatta babasının Maria ile ilgili mektuplarından İngilizceye çevirdiği alıntıda, çıktıkları çıktığı uzun yürüyüşlerden, bazen el ele tutuştuklarından bahsettiğini de dile getirmiş.
Sabahattin Ali ise, kitabını şu sözlerle açıklamıştır:
Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha mâliktir!.. Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahlûku, anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?
Her kitabevi'nde bulabileceğiniz bu müthiş eseri okumadıysanız mutlaka alın derim...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com