Hepimizin ruhumuzun derinliklerinde sakladığı, kimseye söyleyemediğimiz, belki de ölene kadar kendimize saklamak istediğimiz anılarımız vardır. Peki bu anıları saklamak istememizin sebebi nedir? Bu anıların bize acı vermesi mi yoksa bizi anlayacak birilerinin olmaması mı?
Bence bizi anlayacak kimsenin olmaması. Acılar paylaştıkça azalır, ruhumuz hafifler ancak anlatmaya başladığımızda toplumun acılarımızı, yaşadıklarımızı küçük görmesi, bizi susturup umursamamaları insanı kendi kabuğuna iter. Acılarımızın küçümsenmesinden, yok sayılmasından dolayı sinirleniriz ama utancımız sinirimizi bastırır.
Utanırız, o kadar utanırız ki kendi kabuğumuza çekilip sessizleşiriz. Sanki hiçbir sorunumuz yokmuş gibi davranırız ve sahte gülücükler atarız çevremize, bu gülücüklerin sahteliği canımızı acıtmaya başladığında gülümsemeyi bırakırız. Bu sefer toplum tarafından somurtkan olduğumuz için yargılanırız. Ancak öyle bir noktaya gelmişizdir ki kimsenin ne dediğine aldırış etmeyiz.
Tek bir kişinin bize gülümsemesi ile hayatımız değişir mi? Bizi karanlığın içinden çekip çıkarır mı? Kirlenmiş ruhumuzu tek bir gülümseme temizler mi?
Evet temizler.
Ruhumuzun derinliklerindeki karanlık sandığımız anılar bizim en mutlu olduklarımızdır. Gülümsemesi ile hayatımıza ışık getiren kişinin hayatımızdan çıkması canımızı o kadar yakar ki onun olmadığınızı her anımsadığımızda ruhumuz yüzlerce kez ölür. Bedenimiz insanların arasında ancak ruhumuz , kalbimiz o kişi ile hayallerdedir.
Gelelim başlığımıza,
"Kürk Mantolu Madonna", ünlü yazar Sabahattin Ali'nin 1943 yılında yayınladığı bir romanının ismi.
Kürk Mantolu Madonna aşk, yalnızlık ve insanın kendine yabancılaşması gibi kavramları en ince ayrıntısıyla ruhumuza işleyen bir kitap. Her ne kadar teması aşk acısı gibi görünse de tıpkı yukarıda bahsettiğim gibi toplum içinde yalnızlaşma, psikolojik baskı ve aşk acısı daha ağır basıyor. Anylayacağınız gibi eserde dokunaklı bir aşk hikâyesi anlatılmakta.
İlk olarak Hakikat gazetesinde 18 Aralık 1940 – 8 Şubat 1941 arasında Büyük Hikâye başlığı altında 48 bölüm olarak yayımlanan Kürk Mantolu Madonna'yı, Sabahattin Ali, askerlik yaptığı Büyükdere'de bir çadırda yazmış ve günü gününe gazeteye yetiştirmeye çalışmıştır.
Yedi Meşaleciler edebî topluluğundan Cevdet Kudret, Sabahattin Ali'nin bu romanı için Lüzumsuz Adam başlığını düşündüğünü, ancak sonrasında içindeki "z" ve "s" seslerinin kakofonisinden hoşlanmayarak bu addan vazgeçtiğini söylemiş. Pertev Naili Boratav ise, Sabahattin Ali'nin bu romanı ilk önce bir öykü olarak yazdığını, başlığını da Yirmi Sekiz şeklinde koyduğunu ve öykünün ilk sayfasını kendisine gösterdiğini dile getirmiş.
Kürk Mantolu Madonna, kitap olarak ilk kez 1943'te Remzi Kitabevi tarafından yayımlanmış. Kitap için ilk eleştiri ise Nâzım Hikmet'ten gelmiş. Nâzım Hikmet, Mayıs 1943'te Bursa Hapishanesi'nden gönderdiği mektupta kitap ve yazarı Sabahattin Ali hakkında şunları yazmış:
"Kürk Mantolu Madonna, ben bu kitabı hem sevdim, hem kızdım. Evvela niçin kızdığımı söyleyeyim. Kitabın birinci kısmı bir harikadır. Bu kısmın kendi yolunda inkişafı, yani bir küçük burjuva ailesinin içyüzünü tahlili öyle bir haşmetle genişlemek istidadında ki, insan buradan ikinci kısma geçerken, elinde olmayarak, yazık olmuş, bu çok orijinal, çok mükemmel başlangıç ve imkân boşuna harcanmış, keşke bu başlangıç harcanmasaydı, diyor.
Ben başlangıcı okurken, yani Berlin'e kadar olan pasajı, senin benim anladığım manadaki realizmine hayran oldum. Beni dinlersen o başlangıcı almak ve kahramanın ölümünü kısaca tekrarlamak suretiyle o ailenin efradı ve eşhasının hayatları etrafında bir ikinci cilt, ayrı bir roman yapabilirsin, böylelikle de dinlemeye başladığımız harika musiki birdenbire kesilmiş olmaz.
Gelelim ikinci kısmına, o kısım, başlı başına bir büyük hikâye olarak güzeldir ve böyle bir tecrübe gerek senin için gerekse Türk edebiyatı için lazımdı. Sen bu tecrübeyi başarıyla yaptın"
Devam edecek...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com