Bazı şehirlerin bir meydanı vardır. Bazılarının bir caddesi... Ankara'nın ise bir hatırası vardır.
Adı Kuğulu Park'tır.
İnsan gençken bunun farkına varmaz. Orası sadece yürüyüp geçtiği küçük bir parktır. Sonra yıllar geçer. Bir gün aynı bankın önünden yeniden geçersiniz. Ve anlarsınız ki değişen park değildir.
Değişen sizsiniz.
Eskiden Kuğulu Park daha büyüktü. Henüz Polonya Büyükelçiliği bugünkü yerine yapılmadan önce ağaçlar daha uzaktaydı, çocuk sesleri daha yakındı. Çay bahçesinde ince belli bardaklardan yükselen buhar, Ankara'nın ayazına meydan okurdu.
Garsonlar birbirlerini isimleriyle çağırırdı. Yaşlı amcalar gazetelerini katlayıp saatlerce kuğuları seyrederdi. Gençler ise birbirlerini... Belki de bu yüzden Kuğulu Park hiçbir zaman yalnız kuğularıyla anılmadı. Oraya giden herkes, biraz da kalbini götürdü.
Kimi ilk aşkını... Kimi ilk ayrılığını... Kimi ise geri gelmeyecek gençliğini bıraktı o parkta.
1968 kuşağının gençleri de o yollardan geçti.
Kimi hayaller kurdu. Kimi dünyayı değiştireceğine inandı. Kimi sadece sevdiği insanın elini birkaç dakika daha tutabilmek için saatlerce aynı bankta oturdu. Belki bugün isimleri unutuldu. Ama oturdukları banklar hâlâ yerinde duruyor.
Yıllar içinde park küçüldü. Şehir büyüdü. Beton çoğaldı. Arabaların sesi kuşların sesine karıştı. Ama Kuğulu Park'ın ruhu hiç yaşlanmadı. Çünkü bazı yerler taşla, toprakla kurulmaz. İnsanların anılarıyla kurulur.
Bugün oradan geçen gençler, gölette ağır ağır süzülen kuğulara bakıp birkaç fotoğraf çekiyor. Sonra telefonlarını ceplerine koyup gidiyorlar. Bizim kuşağımız ise aynı kuğulara bakarken eski bir şarkıyı hatırlıyor.
Belki Mary Hopkins söylüyor uzaktan...
"Those Were the Days..."
Belki de hiç çalmıyor. Sadece insanın içinden yükseliyor. Çünkü bazı melodiler kulakla değil, hatıralarla duyulur. Kuğulu Park'ın asıl sırrı da burada saklı. Oraya her gidişinizde aynı ağaçları görmezsiniz. Aynı kuğuları da... Kendi geçmişinizi görürsünüz.
Bir zamanlar koşarak yürüdüğünüz yolları... Heyecandan ellerinizin titrediği ilk buluşmayı... Söylenemeyen cümleleri... Ve vedaları...
Belki de insan yaş aldıkça şehirleri değil, şehirler insanı hatırlar.
O yüzden Ankara'nın en sadık hafızası ne taş binalardır... Ne caddeler... Ne de eski apartmanlar... Bence Ankara'nın hafızası, yıllardır sessizce göletinde süzülen o beyaz kuğulardır. Çünkü onlar bizden daha çok şey gördüler.
İlk aşıkları... Son ayrılıkları... Sessiz özürleri... Geç kalmış pişmanlıkları... Ve yıllar sonra aynı banka tek başına dönen insanları...
Bazen düşünüyorum da... Belki de bu yüzden Ankaralılar Kuğulu Park'tan hiç vazgeçemiyor. Çünkü insan, çocukluğunu bıraktığı yere ömrü boyunca yabancı olamıyor.
Kuğulu Park'ın sırrı kuğularında değil... Oradan geçen herkesin kalbinden sessizce bir parça alıp, onu yıllarca saklamasında. Ve galiba bu yüzden... Ankara'nın en güzel mevsimi ilkbahar değildir.
Kuğulu Park'ta hatırlanan bir gençliktir.
Nota ve Tınıyla...
