Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
KÜFÜRSÜZ MİZAH...
Tarih: 17-08-2025 00:10:00 Güncelleme: 17-08-2025 00:10:00


 

Bir zamanlar haftanın en keyifli anı, karikatür dergilerinin yeni sayısının çıktığı gündü. Akbaba, Gırgır, Fırt, Limon…

 

 

Bayi önünde bekler, sıcacık mürekkep kokusunu içine çeker, kapağı daha eve varmadan çevirirdiniz. Koca bir haftanın yorgunluğunu, tek karelik bir çizgi alır götürürdü.

 

 

Çizgiler sade, espri zekiceydi. Gırgır’ın meşhur “Avanak Avni”si, saf iyiliği ve bitmeyen talihsizlikleriyle hem güldürür hem hüzünlendirirdi. Oğuz Aral’ın “Utanmaz Adam”ı, toplumun ikiyüzlülüğüne öyle net dokunurdu ki, bazen gülerken yakalanırdınız.

 

 

Akbaba’da Aziz Nesin’in kaleminden çıkan taşlamalar, Fırt’ta Latif Demirci’nin politik göndermeleri… Küfür yoktu, argo sadece gerektiğinde, incitmeden kullanılırdı. Mizah gücünü zekâdan alırdı.

 

 

O dergiler sadece güldürmez, düşündürürdü. Mesela Gırgır’da çıkan bir karikatürde, minibüs tıklım tıklım doludur. Yolcu kapıdan sarkmış, “Ben bir dahaki durakta ineceğim” der. Şoför dönüp “Tamam, bir sonraki kavşakta sağdan fırlatırım” cevabını verir.

 

 

Basit gibi görünür ama hem şehir hayatına, hem toplu taşımadaki keşmekeşe, hem de insanların kabullenmişliğine ince bir dokunuş vardır.

 


Amerikalıların Mad'i, Rusların Krokodil'inden sonra dünyanın en çok satan 3. mizah dergisi bu topraklarda çıkardı, adı da Gırgır'dı. 

 


Sinema perdesinde de aynı incelik hâkimdi. Kemal Sunal’ın “Kapıcılar Kralı”ndaki asansör sahnesi, Şener Şen’in “Çıplak Vatandaş”taki çaresiz gülüşü, Adile Naşit’in masal anlatırken bir anda rolü gerçek hayata taşıması…

 

 

Yabancı sinemada Peter Sellers’ın “Pink Panther”deki sakarlıkları, Leslie Nielsen’in “Naked Gun” serisindeki poker suratlı esprileri…

 

 

Ve tabii ki Louis de Funès’in abartılı mimikleri, Jerry Lewis’in tatlı sakarlıkları, Fernandel’in o unutulmaz gülüşü…

 

 

Bizde Vahi Öz’ün kendine has konuşma tarzı, Öztürk Serengil’in hızlı ve kıvrak esprileri… Hepsinin ortak özelliği, seyirciyi güldürürken zekâyı kullanmalarıydı. Küfürsüz, bağırmadan, gözün gördüğünden çok beynin yakaladığı ayrıntıya yaslanan bir mizah…

 

 

Stand-up sahneleri de öyleydi. Anlatıcı, gündelik hayatın küçük ayrıntılarından komedi çıkarır, kelimelerle cambazlık yapardı. Tek kelimeyle kahkaha attırmak, imalı bir duraksamayla salonda fırtına koparmak…

 

 

Bugünse sahnede çoğu zaman küfür, abartılı bağırış ve tahrik unsurları var. Seyirci gülüyor ama çoğu zaman kelimeye değil, şoka gülüyor.

 

 

Ve nihayet sosyal medya… Bugün “mizah” denilince akla üç saniyelik Reels, TikTok montajı, absürt filtreli videolar geliyor. Bir küfür, garip bir yüz ifadesi, biraz da hızlandırılmış müzik. İnce espriye sabır yok.

 

 

Anlamak için durup düşünmek, neredeyse unutulmuş bir refleks.

Oysa mizah, hızla tüketilen değil, hatırda kalan bir şeydir. Gırgır’ın kapağını haftalarca evin duvarında asmak gibi, bir Louis de Funès sahnesini yıllar sonra bile hatırlayıp gülmek gibi… Zaman, çürük şakaları siler; ince esprileri ise özenle saklar.

 

 

 

Belki de mesele bu: Biz, hız çağında gülmeyi hızla tüketiyoruz. Oysa en güzel kahkaha, biraz geç gelenidir.

 

 

 

Nota ve Tınıyla... 

 

 

macit.soydan@gmail.com



Bu yazı 9964 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI