Bazı kokular vardır, burnunuza değil, doğrudan hafızanıza dokunur.
Eski bir kitabın kapağını açarsınız… O kendine özgü kâğıt kokusu gelir. Bir anda yıllar öncesine gidersiniz. Çocukluğunuzdaki kütüphaneye, sessiz bir kitapçıya, okul sırasına ya da yıllar önce okuduğunuz bir hikâyenin dünyasına…
Bunun bir adı var: Bibliosmia. Kitapların, özellikle de eski kitapların kokusundan hoşlanma hali. Ama bence bibliosmia yalnızca bir kokuyu sevmek değil. Kitapla kurduğumuz ilişkinin en sessiz biçimlerinden biri. Çünkü biz kitabı yalnızca okumayız.
Ona dokunuruz. Sayfalarını çeviririz. Altını çizeriz. Bazen kenarını kıvırırız. Rafımıza koyar, yıllarca saklarız. Sonra bir gün yeniden elimize aldığımızda, sayfaların arasından yalnızca eski bir koku değil, eski bir biz çıkar.
Belki de bu yüzden eski kitaplarla yeni kitaplar arasında tuhaf bir fark vardır. Yeni kitap tertemizdir; kokusu tazedir, sayfaları kusursuzdur. Eski kitap ise biraz yorgundur. Ama üzerinde bizim parmak izlerimiz, geçmişimizin gölgesi vardır. Yeni kitap size bir hikâye anlatır. Eski kitap ise bazen sizin hikâyenizi hatırlatır.
Belki de insanın kitaplarla kurduğu en güzel bağ budur: Bazı kitapları bitiririz ama bazı kitaplar bizi hiç bitirmez.
Ve bazen gerçekten de bir kitabın kokusu, yüzlerce sayfadan daha fazlasını hatırlatır.
Nota ve Tınıyla...
