Zamanla her şey kırılıyor; bardaklar, kalpler, hayaller...
Ama en çok da insanlar...
Sokakta yürürken bir çift gözle karşılaşıyorsun; bir şey anlatmak istiyor ama dili değil, yüreği tutuk.
İnsanlar paramparça artık. Dağılmış. Herkesin içinde birer enkaz var ama kimse yıkıntısının başında ağlamıyor. Ağlayamıyor.
Çünkü kimse kimsenin yükünü taşıyacak kadar güçlü değil.
Suskunluk bir salgın gibi yayılmış aramıza.
Konuşsak, kelimeler kifayetsiz.
Anlatsak, dinleyecek bir yürek yok karşımızda.
O yüzden içimize atıyoruz. Sustuklarımızla zehirleniyoruz günden güne.
Biriken gözyaşlarımızı uykularımıza saklıyoruz. Kimse görmesin diye…
Bazen biri geçiyor yanımızdan, gülümsüyor. O gülümsemeye kanıyoruz.
Ama belki de o kişi sabah banyoda sessizce ağladı, gözlerini soğuk suyla yıkadı ve aynaya “hadi” deyip çıktı evden.
Bilmiyoruz. Bilemeyiz. Çünkü herkes susuyor artık.
Birbirimize soramıyoruz:
“İyi misin?”
Çünkü cevabından korkuyoruz.
Çünkü o cevabı duyarsak, kendi içimize çökme ihtimalimiz var.
Kırık hayatların ortasında sağlam kalan tek şey, maskelerimiz.
Ve o maskelerle yaşıyoruz…
Kırık dökük ama dimdikmiş gibi…
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com