Hayatta en çok kimi kayıp sanırız bilir misiniz?
Yolunu şaşıranı… Adresini bulamayanı… Kalabalıkta tek başına kalan insanı…
Oysa asıl kayıplar yani onlar bizim yanımızda oturur. Otobüste camdan dışarı bakar. Bir kafede kahvesini içer. İş yerinde herkese "Günaydın" der. Eve dönerken marketten ekmek almayı da unutmaz. Yani hayatın içindedir. Ama ruhu çoktan başka bir yere gitmiştir.
Çünkü kayıp insanlar etrafa bakmaz. Onlar sadece çıkış kapısını ararlar. Yanlış anlaşılmasın… Burada sözünü ettiğim kapı, bir binanın kapısı değildir. Bazen çocukluğa açılan bir kapıdır. Bazen yıllar önce yarım kalan bir aşka… Bazen söylenememiş bir özre… Bazen de hiç yaşanamamış bir hayata…
İnsan, kendini kaybettiğinde ilk önce çevresini seyretmeyi bırakır. Çiçekler açar, fark etmez. Yağmur yağar, pencereye bile gitmez. Sevdiği şarkı çalar ama sözlerini artık duymaz. Çünkü zihni sürekli aynı soruyla meşguldür:
"Buradan nasıl çıkarım?"
Belki de bu yüzden bazı insanların gözleri hep uzaklara dalar. Aslında baktıkları yer ufuk değildir. Geçmiştir. Orada düzeltebilecekleri bir cümle, değiştirebilecekleri bir karar ya da yeniden yaşayabilecekleri bir gün ararlar.
Ne acıdır ki zamanın geri dönüş bileti yoktur. Hayat bize hep ileri doğru yürümeyi öğretir. Ama kalbimiz bazen geride kalır. İşte insanın en büyük yorgunluğu da burada başlar. Bugün sokakta yürürken etrafınıza biraz daha dikkatli bakın.
Aceleyle yürüyen adamın… Otobüste boşluğa bakan kadının… Parkta bankta sessizce oturan yaşlının… Belki de hiçbirinin derdi dışarıdan göründüğü kadar basit değildir. Çünkü herkes aynı yükü sırtlanmaz.
Bazıları yalnızca alışveriş poşeti taşır. Bazıları ise yıllardır söyleyemediği birkaç cümleyi…Modern hayat bize sürekli daha hızlı olmayı öğretiyor.
Daha çok çalışmayı… Daha çok kazanmayı… Daha çok tüketmeyi… Ama kimse bize durup kendi içimize bakmayı öğretmiyor.
Oysa insan bazen kaybolduğu yeri değil, kendisini aramalıdır. Çıkış kapısını bulduğunu sananların çoğu, aslında yalnızca odasını değiştirmiş oluyor. Çünkü insan kendinden kaçamıyor. Nereye giderse gitsin, en ağır bavulu yine kendi kalbi oluyor.
Belki de bu yüzden gerçek kurtuluş, dışarıdaki kapıyı açmak değil… İçeride yıllardır kilitli duran o küçücük pencereyi aralamaktır. Belki bir dostun sesi… Belki eski bir şarkı… Belki yıllardır cesaret edilemeyen bir özür… Belki de sadece samimi bir "Nasılsın?" sorusu…
İnsan bazen yeniden hayata dönmek için sandığından çok daha küçük bir nedene ihtiyaç duyar. Bu yüzden etrafımızdakilere biraz daha dikkatle bakalım. Çünkü gülümseyen herkes mutlu değildir. Sessiz kalan herkes güçlü değildir. Ve kayıp insanlar… Onlar etrafa bakmazlar. Çünkü hâlâ çıkış kapısını arıyorlardır.
Belki de o kapı, hiç ummadıkları bir anda, bir insanın uzattığı sıcak bir eldir.
Nota ve Tınıyla...
