19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden Charles Baudelaire (1821-1867) Fransız edebiyatının en hüzünlü, en melankolik, en yalnız ancak en büyük, en yüce ve piri olan bir şairi olarak kabul edilir.
Kendisinin ayrıca Türk şiiri açısından da bir özelliği vardır:
Türk şairlerini en çok etkileyen bir şair olması...
Bu arada Ahmet Hâşim’in Baudelaire’den etkilendiğini, hatta ‘’O Belde’’ isimli şiirini Baudelaire’nin ‘’Uzak İklimlerin Kokusu" isimli şiirinden etkilenerek yazdığını da hatırlatmakta fayda görüyorum.
Charles Baudelaire’den sadece Ahmet Hâşim değil, Yahya Kemal’den, Attila İlhan’a ne kadar Fransa’da Paris’te eğitim almış, bulunmuş şair varsa etkilenmişlerdir.
Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde bir süre eğitim alan Necip Fazıl da bu isimlerden biridir. Hatta daha da ötesi Baudelaire'nin koyu bir hayranıdır da.
Aslında bahsetmek istediğim Necip Fazıl'ın "Kaldırımlar" isimli şiiriydi ama böyle bir giriş yapayım dedim.
Neyse,
‘’Kaldırımlar’’ şiiri Necip Fazıl Kısakürek’in tasavvuf müderrisi ve 1924 yılından itibaren İstanbul vâizi olan Abdülhakîm Arvâsî ile tanışmadan önceki zamanlarında 22 yaşında iken yazdığı bir şiirdir...
Bu şiir ile Necip Fazıl "şairlerin sultanı" unvanını alır…
''Kaldırımlar'' şiiri Cumhuriyet döneminin Türkçede hece vezniyle yazılmış en güzel şiiridir.
Arjantinli şair Jorge Luis Borges’ten esintiler taşıdığı söylenir. Şiir; ses / iç ses, imgelem, anlam ve tasvir gibi poetikasının tüm unsurları ile göz kamaştıran bir yapıttır. (Poetika: Şiir üzerine düşüncelerin ve teorilerin bütünü.)
Şiirde büyük kentin ortasında yaşayan çağdaş insanın toplum içinde ve hatta kendi içinde yaşadığı yalnızlıktan inanılmaz dizelerle bir trajedi havasında bahsedilir. Şiirin barındırdığı o poetik hava; yeri geldiğinde isyan, yeri geldiğinde teslimiyet ile insanın yaşadığı yalnızlığı anlatır.
Her bir kıtası insan ruhunu kavrayıp, tahlil ederek, kaçacak bir delik bırakmayacak şekilde nerede, hangi şehirde, şehrin neresinde olursanız olun sizi yakalar.
Şimdi nerede ve hangi vakitte olursanız olun... Gece, gündüz, hava yağmurlu, sıcak, soğuk, rüzgârlı demeyin, çıkın dışarıya, atın kendinizi kaldırımlara ve yürüyün!...
Yürürken de bu şiiri mırıldanın: ''Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum. Yolumun karanlığa saplanan noktasında, sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.''
Şehrin o kadar kalabalıklığı, insan yığınları arasında hissettiğiniz yalnızlığa bir çare olarak yolunuzun karanlığa saplanan noktasında mutlaka sizi bekleyen bir hayal görürsünüz!
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com
