Son dönemin en popüler kelimesi "Kalabalık Yalnızlık"
Hatta, Türk Dil Kurumu (TDK), tarafından 2024 yılında gerçekleştirilen halk oylaması sonucunda ilk sırada yer alan bu kavram, modern yaşamın çelişkilerini ve bireylerin sosyal bağlarını sorgulayan bir nitelik taşıyor.
O zaman başlayalım.
Evet, kimi insanlar yalnızlığı sever. Yalnız olduğu zamanlar kendini daha iyi hisseder, daha yaratıcı olur. Yalnız olmak onlara sakinlik, huzur, mutluluk verir. Sorumlulukları da yoktur başkalarına karşı, kimseye verecekleri bir hesap yoktur. Bir kendileri vardır karar verici ve uygulayıcı olan, bu yüzden daha yaratıcılardır belki. Kalabalığın verdiği karmaşadan uzak oldukları için. Düşünmeyi sever, kendini dinlemeyi sever.
"Sakin bir hayatın tekdüzeliği ve yalnızlığı, yaratıcı aklı harekete geçirir" demiş Einstein bu konuda.
Bir de “Kendini yalnız hisseden kimse için her yer çöldür.” diyen Çehov var.
Bence sakin bir hayatın verdiği huzur ve yalnızlık, insanın daha üretken olmasını sağlar. Kendini dinler, çok insanın oluşturduğu kavga, kargaşa ve kalabalıktan uzak olur. O karmaşanın aklını karıştırmadığı bu sakin yerde kendi aklını harekete geçirir ve çok daha verimli bir şekilde kullanır, daha iyi sonuçlara ulaşır.
Gündelik hayatta, özellikle büyük şehirlerde, bireyler kalabalık içinde yaşamalarına rağmen kendilerini soyutlanmış hissedebiliyor. Bu durum, sosyal medyada yüzlerce takipçiye sahip olan ancak anlamlı bağlar kuramayan bireylerin deneyimlerinde de açıkça görülüyor. “Kalabalık Yalnızlık” kavramı, modern çağın bu çelişkisini gözler önüne seriyor.
Bu kavram, bireysel ve toplumsal düzeyde iletişim alışkanlıklarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor. “Kalabalık Yalnızlık” modern çağın bir özeti olarak, yıl boyunca akademik tartışmaların ve toplumsal farkındalık kampanyalarının merkezinde yer alabilir.
Kendini yalnız hisseden insanlar etrafı ne kadar kalabalık olsa da etrafındakilerin varlığından bihaberdir. İçindeki sesin bile sesi kesilir bazen, düşünecek bir şey bulamaz. İnsan içinde bulunduğu çevreden kendisini tamamen kopuk hissetmeye başladığı anlarda yaşar bunu. Kendini daha bir yalnız, daha bir içe dönük yaşamaya başlar her şeyi. Ama aslında kendini yalnız hissetmek yalnız olmak değildir.
Aslında çok kalabalıktır etrafı, belki bu yüzdendir kendini yalnız hissedişi. Yalnız olmanın ne olduğunu bilmez, sadece öyle hisseder. Yalnız olmanın verdiği sakinlik onu daha mutlu eder ama bunu bilmez çünkü kendini yalnız sanar. Bence kendini yalnız hisseden insan aslında yalnız olmak istiyordur. Ama kalabalıkta olduğunu fark edemediği içindir sakinliği bulamayışı.
Her iki şekilde de yalnızlığın aslında kişi için iyi olabileceğini düşünüyorum. Çünkü her insanın yalnız kalmaya, kendini dinlemeye ihtiyacı vardır. Biraz da olsa kalabalıktan uzaklaşıp sakin kalmak insan aklını harekete geçirir. Sadece bazı insanlar gerçekten yalnız olup olmadığını kavrayamaz. Kendilerini yalnız hissedenler kalabalıktan bunalmış insanlardır bence. Ve yalnız kaldıklarında kendilerini daha çok dinleyerek, düşüncelerini kavrayabilirler.
Yalnızlık insana her zaman iyi gelir. Çünkü kendini dinlemek ve düşüncelerine kulak vermek insana huzur verir. Bu yüzden hiçbir zaman yalnızlığa ön yargıyla bakılmamalı çünkü insan kendini dinlediği sürece tüm sorunlarına daha kolay çözüm bulur, daha yaratıcı ve çözüm odaklı olur.
Ayrıca, yalnızlık bütün dünyada, büyük bir çoğunluğun bilincinde olmadığı salgın bir hastalık olarak görülür. İnsanlar yalnızlıktan hiç rahatsız değilmiş gibi davranırlar. Onlar hem iç, hem de dış dünyalarında büyük bir yalnızlık çekmelerine rağmen, yalnızlıklarından yakınmamak zorundadırlar. Her yerde yalnızlık, bütün ışıklar gece gündüz açık tutularak, giderilmeye çalışılır.
Ne demiş Kafka;
"İçi insanlarla dolu büyük evler var karşıda, gene de tek odada bir başına olmak, bir evde yalnız yaşamak, yaşamın en önemli yanı, daha doğrusu; kimi zaman yalnız kalabilmek mutluluğun ilk koşulu..."
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com