Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
KADINLAR KAHVESİ...
Tarih: 04-01-2025 22:05:00 Güncelleme: 04-01-2025 22:05:00


Kahvehane veya kıraathane; kahve, çay, oralet yanı sıra çeşitli meşrubatların ve nargile gibi tütün ürünlerinin servis yapıldığı, masa oyunlarının oynandığı, sohbet edilen mekân olarak bilinir..

 


Kafeteryalardan ve barlardan farklı olarak genellikle tost ve poğaça çeşitleri dışında yemek servisi yapılmaz ve alkollü içeceklere yer verilmez. Genelikle de erkeklerin biraraya geldiği bir ortamdır. 

 


Türkiye'de de böyle iken 1968 yılında bu tabu resmen yıkılmış ve özellikle de başkentte ardı ardına "Kadın Kahveleri" açılmaya başlanmıştır. 

 


Bugünkü nostalji köşemizin konusu da "Kadın Kahveleri"dir. Dönemin iki değerli  kaleminden, aynı kahve mekanı ve iki ayrı haber. 

 


Buyrun birlikte okuyalım... 

 


BAŞKENT'İN HANIMLARI KAHVELERİNDE DEDİKODU YAPIP OYUN OYNUYORLAR. 

 


ERDOĞAN ÇİFTLER yazıyor. 

 


"Hiişt, kızım hani n'oldu bizim çaylar ayol. Daha ne kadar bekliyeceğiz ?  Bu zarların daha büyüğü yok mu? İstediğimi atamıyorum bu zarlarla, daha büyüğünü getir şekerim. Nargilenin ateşini değiştiriver lütfen... Aaaa, yapmasana şekerim, oynama sırası bende değil mi? Bak şimdiden söyleyeyim, zar tutma yok! Yoksa bırakır kalkarım. Billyor musun Füsun'un başına gelenleri, geçenlerde, efendime söyleyeyim... Rest... Elini göster! Benimki, kare as.. Piştiii. Yaa, n'ber cicim biz işte böyle oynarız"

 


Genişçe bir salon, sigara dumanı, tavla şıkırtıları ve ardı arkası kesilmeyen dedikodular..

 


Artık kadınlar da müstakil bir kahveye kavuştular. Ankara'da Kavaklıdere caddesinde verilen bir kokteyl ile birkaç gün önce açılan Kadınlar Kahvesi hergün sabah 9.00'dan 01.00'e kadar açık.

 


Güzel ve şık bayanların hizmet ettiği, 110 kişilik Kadınlar Kahvesinde, hanımlar yaşantılarından çok memnun. Ama şu yemek saatleri olmasa! Oyun esnasında, eve gidip yemek hazırlamak ve okuldan dönecek çocuğunun karnını doyurup, dışarıya gönderme işi olmasa, hanımların keyfine payan olmayacak.

 


Erkekler evde bulamadıkları eşlerini artık kadın kahvesinde arayacaklar. Ve akşam yemeklerini artık lokantalarda yemeye başlayacaklar. 

 


Ne olursa olsun. hanımlar bu kahvenin açılmasından çok memnun oldular. Kocaları bir başka kahvede oyun oynarlarken, onlar da burada eğlenecekler. Tavla, kağıt oynayacaklar, nargilelerini içecekler ve bol bol dedikodu yapma imkanı bulacaklar. 

 


**

 


Gelelim Hıncal Uluç - Mazhar Aras imzalı ikinci haberimize. 

 


Ah kızlar, kızlar...

 


Mazharla istihbarat defterine baktık, sabahleyin..
1 - Hıncal - Mazhar- 10'da Ankara Hastahanesinde..
2 - Hıncal - Mazhar -  15'de Kadın Kahvesinde..

 


Şöyle bir ürperdik ikimiz de aynı anda.. Kalbe varıncaya dek herşeyin değiştiği bu devirde, siz okusanız böyle iki satırı alta alta ne gelirdi aklınıza yani... 

 


Kavaklıdere Hanımlar kahvesinin önündeyiz şimdi. Kapalı bir kapı. Kadın gelince açılıyor. Temennahlar. "Buyrunlar, hoşgeldinizler." Erkek gelince aralanıyor sadece. Parola işaret, içeriden ses geliyor : 

 


"Erkeklere yasak"

 


Cevabı iyi veren giriyor: 

 


"Biz bildiğiniz erkeklerden değiliz, kuaförüz"
"Biz bildiğiniz erkeklerden değiliz, ayakkabıcıyız"
"Biz bildiğiniz erkeklerden değiliz, orkestrayız"

 


Biz bildikleri erkeklerden miyiz yani. Çaldık kapıyı.. 

 


"Biz de" dedik. "Bildiğiniz erkeklerden değiliz. Gazeteciyiz"

 


Aman efendim, kahvehane değil, sauna. Sıcaklık 18 derece. Hayır, hayır, başında, sonunda bir rakam eksik değil. 18 derece tam. Ama küçücük gayet samimi bir yer. Kızlar, hanımlar gelmişler samimi samimi oturmuşlar. Aralarında bendeniz cennet kuşu ve bir de Mazhar. Gelin de terlemeyin bakalım.

 


Etraftan kulağımıza sesler çalınıyor. 

 


"Yap bir sekerli kızım" 
"Var mısınız bir kare. Şöyle ufak ufak çevirelim"

 


Efendim hanımlar kahvesinde Butik Uğur'un bir defilesi varmış.

 


Butik'in sahibesi Sümbül Aykan hanım. 21 pare elbise teşhir edecekmiş. Ekserisi kendi kreasyonu. Beş altı tane de, tabii Paris modeli. Duyan gelmiş, duyan gelmiş. Herkes üstüste. Bizler de vestiyerde. Vestiyer dediysek, inanmayın. Kalabalık öylesine artmış ki, ne askı kalmış, ne birşey. Giren öyle yığıyor paltoları, mantoları üstüste. 

 


Hanımın biri geldi. Kaldırdı attı mantosunu en üste. Sonra da "Milli servete bak" diye söylendi kendi kendine. Sordum bilenlere, şöyle beş rakamla yazılan bir fiyatı varmış atılıveren kürkün. 

 


Mankenler birer birer görünmeye başladılar elbiseleri ile. Memnune, "Aceleye gelmiş de saçlarını tarayamamış" dedim önce kendi kendime. Sonra ötekiler çıktı sırayla. Hepsi öyle. Hani evdeki hanımlar bigudilerini çıkarırlar ya taramadan önce, nasıl görünürse öyle. Kıvır kıvır. Meğer yeni moda böyleymiş bu yıl. Berberler hapı yuttu öyleyse. Sar akşam bigudiye, sabah da çıkar. Ne tarak lazım, ne de başka birşey. 

 


Şimdi Gülter var pistte.  Bir alkış, bir alkış. Kıyamet kopuyor. Etraftaki dedikoducular "Eski mektep arkadaşlarını doldurmuş buraya" diyorlar. Ama bakmayın siz onlara. Gerçekten alkışı hakediyor Gülter. Efendim bu hanım kız şimdi evlenme hazırlığı yapıyor. Vakit bulursa evlenecekmiş. Şaşmayın: Televizyonda programcı spiker. Desinatör, dekoratör, manken ve şair aynı zamanda. Belki başka marifetleri de vardır. Bir fırsat bulursak özel bir röportajla tanıtırız onu size daha iyi. 

 


Gözler sema'da. küçük harfle yazdık diye herkesi defileyi bırakıp gökyüzünü seyrettiğini sanmayın. Sema defilenin en genç mankeni. Ama bir şirin ki sormayın gitsin. Mini mini eteği ile hızlı hızlı yürüyor. Resim çekmeye zor vakit buldu Mazhar. Acelesi mi var ? Var ya, Dil, Tarih, Türkoloji bölümünde okuyor. Ankara ve Yüksek İhtisas hastahanelerinde gönüllü hemşirelik yapıyor. Hatır için de sevdiklerinin defilelerinde amatör mankenlik yapıyor. Boş vakitlerinde de başka şeyler yaparmış. Hadi siz bulun onun yerine boş vakit de acele etmeyin. 

 


Sema uzun boylu, alımlı ve ağır bir hanım. Yakıştırıyor giydiklerini  kendisine va salına salına dolaşıyor salonlarda. 
Ve işte gene alkışlar. Ve günün beklenen yıldızı Çağla. Ben olsam terzi, Çağla'yı çıkarmam hiçbir defileye. Defile ne demek. Elbise gösterisi, manken ne demek. Elbise taşıyan. Ama Çağla'yı gören taşıyana bakmaktan, taşınana vakit ayıramıyor ki. 

 


O gerçek değil. Ayakta duracak yerin olmadığı aralıkta süzülür gibi bir dolaşışı var demeyin gitsin. Bu işi iyi biliyor neme lazım. Hani, Türkiye'de değil de Avrupa'nın bir ülkesinde olsaydı ne olurdu yani. 

 

 

Hep mankenlerden bahsederken elbiseleri unuttuk gördünüz mü ? Defile yazmaya bir hanım değil de beni gönderirlerse olacağı bu. 

 


Zaten Sümbül hanım elbiselerinin ismini ve vasfını da söylemedi ki pek. Ben de ne anlarım ya o söylemezse. Allah razı olsun Okan Akansel'den. O hemen çalıyor elbiseye uyan bir parça da çıkarıyorum sonuç. 

 


İşte Sema. Nefis gül kurusu renkli ve işlemeli bir elbise. Orkestra çalıyor. 

 


"Gülağacı değilem"

 


Ve Güler, göz alan kırmızılıklar içinde. 

 


"Kızılcıklar oldu mu?"
 Çağ]a'nın denizin en derinlerindeki parlak mavi elbisesi.. "I love Paris in the spring time" Tabii severler Paris'i ilkbaharda ya Çağla zamanı.

 


Nihayet, biz bitmeden defile bitti. Bir sürü hanım birden ayağa kalktılar. Biz şaskın. Nereye bakalım. Nereye bakalım. Nereye gidelim. Orda Okan gayet sakin final sarkısını döktürüyor böyle kahvehaneye, böyle göreve can kurban dercesine, 

 


"Ah kızlar kızlar, Kumral sarışın esmer, Ah kızlar kızlar, Hep mini etek giyer,  Ah kızlar kızlar, Dansı denizi sever, Bilir peşinde bizler, Ah kızlar kızlar..

 

 


NOT : Araştırmacı - Yazar Metin Turhan Arşivi'nden alınmıştır. 

 

 

Nota ve Tınıyla... 

 

 

macit.soydan@gmail.com



Bu yazı 14032 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI