Bir toplumun çöküşü yalnızca cebindeki paranın azalmasıyla başlamaz.
Bazen çok daha sessiz bir şey olur: İnsan, karşısındaki insanın acısını görmemeye başlar.
Yoksulluk, ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı elbette zorlar. Ama asıl tehlike, bütün bunların arasında vicdanımızın sesini giderek daha az duymamızdır.
Bir zamanlar tanımadığımız birinin derdi bile bizi ilgilendirirdi. Şimdi ise çoğu zaman kendi hayatımızın telaşından başımızı kaldırıp yanımızdakine bakmıyoruz.
Empati azaldıkça insanlar birbirinden uzaklaşıyor. Kötülük çoğaldıkça değil belki, kötülüğe şaşırmamaya başladığımızda daha büyük bir tehlikenin içine giriyoruz.
Çünkü insan, her gün gördüğü yanlışlara bir süre sonra alışabiliyor.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:
“Dünyayı değiştirebilir miyim?” değil;
“Ben hâlâ iyi bir insan olarak kalabiliyor muyum?”
Çünkü bazen bir toplumu kurtaran büyük sözler değil, küçük bir iyilik, bir merhamet ve başka bir insanın acısına sırt çevirmemektir.
Ve galiba insanlığın en büyük sınavı da burada başlıyor:
Kötülüğün normalleşmesine izin vermemek…
Nota ve Tınıyla...