Yalnız doğar insan, düşe kalka büyüme yolculuğu başlar sonra.
Büyüdükçe çoğalacağını, kalabalıklaşacağını düşünür ama hayat geçen süreçte daha çok yalnızlaştırır.
Sevdiklerimizi alır elimizden. Bize kayıplar yaşatır. Yaşadığımız bu kayıplara bazen birisi sebep olur. Bazen de herşey kendiliğinden gerçekleşir.
İnsan hayatla olan mücadelesinde sevdiklerini yitirdikçe kendisi de kaybolmaya başlar. Sonra bir gün güvenli kalan tek yere döner.
Çocukluğuna.
Yalnızlık kişinin kendisiyle mücadelesidir, herkesten uzaklaştıkça kendine yaklaşırsın.
Çoğumuzu korkutan da orada bizi neyin beklediğidir. İç ses bizi en ağır yargılar, iğneler, hicveder…
Yalan söyleyemezsin kendine, söylesen de kendin inanmazsın kendine.
Bir “Sen vardır senden içeri” aldatamazsın onu. Onunla yüzleşmek zordur, onu susturabilmek çok daha zordur…
Her şeyin muhasebesini yapar, yapar da duymak istemediklerini haykırır çoğu kez ve de ürkütür insanı.
Yalnız kalmak hazır olmaktır mücadeleye, vicdanının sesini dinlemeye başlayınca kesilir tüm dış sesler, işte o an hissedersin kendi kendine kaldığını...
Daha yoğun hissedersin yalnızlığını, var olan yalnızlıktan her zaman fazladır hissedilen yalnızlık.
Yalnızlık muhasebedir, geçmişindir, kaybettiklerindir, kaderindir, yapamadıklarındır, ulaşamadıklarındır, hayıflar ülkesinin kaf dağıdır, erişilmez uzaklıktadır.
Çoğu kez umutsuzlaştırır seni. Keşkelerde ararsın hep çıkışını. Bitirilmemiş yada yanlış bitmiş işler çöplüğüdür orası kaybolursun ucaksızlığında…
İnsan YALNIZ doğar ve yalnız ölür ama bir İLİŞKİ içine doğar, ilişki içinde büyür, yeni bir ilişki için evlenir, ilişki içinde yaralanır, ilişki içinde acı çeker, ilişki içinde hastalanır ve TERAPİST ile kurduğu ilişki ile iyileşir. Yani insan ilişkiyle var olur, ilişkisiz yok olur.
Ve bir şekilde zamanla ölür…
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com