İnsan sakin kalmayı öğrenince olgunlaşır. Bazen mutluluklar, bazense mutsuzluklar aralar kapını. Hangisine kapını açacağına kendin karar vermeye başladığında büyürsün aslında.
Elbet olmalı ikisi de, hayatın dengesini sağlamalı insan kendi içinde. Bir durumun tersi de olmalı, düzü de. İnsan mutlu olmayı sevdiği kadar mutsuzluğun tadına da varmalı. Birinden biri eksik olsa, diğerinde kaybolur. Hayatında hiç yüzü gülmeyen de kaybetmiştir, hiç gözyaşı dökmeyen de…
Bir an düşünüyorum, sonra başka şeylerle ilgileniyorum. Çünkü biliyorum insan düşünmeye vakti kalırsa ve bu vakti gerçekten düşünmekle geçirirse artık onun mahkumu olur.
İnsan ne öğreniyor biliyor musunuz? Yalnız kalmanın ve bununla başa çıkabilmenin bir olgunluk olmadığını.
Çok uzun süre yalnız kalırsa, ailesiyle, arkadaşlarıyla konuşamaz bir konuma getirirse kendini; ailesine de, arkadaş kavramına da uzak kalırsa ne olur biliyor musunuz? Kendisiyle konuşmaya başlar. Kendi kendine şakalar yapar, kendi güler. Hayatı yalnızlık ve durgunluk dolu olduğu için, sırf yaşamı hissedebileyim diye hareket eder ve kendine üzülecek bir şeyler bulur, gerekirse kendiyle kavga eder, sonra ağlar durur.
Dışarıdan bakınca deli kalıbı şak diye yapıştırılır bu insana. Fakat delilik değildir bu, yalnızlıktır. Ve bu olgunluk da değildir, bu kişiye salt kötülüktür.
Bazen yalnız kalmalı insan, bazen bir mutluluğu tek başına yaşamak istemeli. Bir acının altından tek başına kalkabilmeli, bunları öğrenmelidir insan. Fakat yalnızlık bununla sınırlandırılmalıdır.
Gülümseyebilince ise olgunlaşır insan. Mutluluğu tanıyınca… Bir kahkaha vardır, hıçkırarak gülmek vardır, hatta bazısı kendini yere atar gülmekten. Gerçekten mutlu olur. Bunlar da hayatın normalleridir. Önemli olan gülümseyebilmek…
Bazen bir söz duyar insan, kendi kendine aynı sözü tekrarlayınca hiçbir şey hissetmez. Fakat bazen içinde hoşlantı duyduğu birinden bu sözü işittiğinde içinde sanki kelebekler uçar. Bir yarım gülümseme aydınlatır yüzünü, farkında bile değildir gülümsediğinin.
Gülümsemeyi öğrenince insan, daha doğrusu bazen mutluluğun başka insanlardan gelebileceğini öğrenince olgunlaşır insan.
Belki yaşla doğru orantılıdır olgunlaşmak… Fakat bir yerde yine olgunlaştıran şey aslında yaşanmışlıktır. İnsan belirli bir yere geldiğinde, gerçek mutluluğu da, gerçek acıyı da bildiğinde ikisine karşı da tavrını koyabilir. Ve hayatında her şey artık yerini bulduğu için, mutluluklar da sürer, acı da zamanla geçer. Fakat insan mutluluğun değerini küçükken bu yüzden bilemez, çünkü her şey hâlen değişkendir hayatında.
Hisler, düşünceler ve hatta insanlar… O yüzden mutluluklar kalıcı olmaz. Ve fakat insan yaşamaması gereken yaşlarda acıyı yaşayınca, zamanla geçmez. Zamanla o acı büyür. Çünkü her bir gün geçtikçe insan acıyı daha iyi tanımaya başlar. Tanıdıkça acısı hafiflemez, aksine sırtını eğdirir insanın…
İnsan olgunlaşır zamanla, yaşadıkça. Bazen güzeldir bu, bazen kötülük getirir insana. Hangisinin ağır basacağına karar veremez. Düşünebilen varlıklar olduğumuz için bütün mahlukattan üstün görürüz kendimizi…
Fakat ayrıcalık, iyi olduğu kadar bazen de kötüdür. Düşünerek yaşamak, büyümek, olgunlaşmak… Güzel fakat yorucudur bir yerde… Her ne kadar düşünebilen yaratıklar da olsak, birçok yerde kendimiz üzerinde hakimiyet kuramayacak kadar çocuğuz.
Belki de bunu normal sayabileceğimiz bir hayat çok daha güzel olmaz mıydı?
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com