Bazı insanlar vardır; kimi yetişkin, kimi çocuk...
Onlarla aynı dünyada doğarsınız ama aynı hayatı yaşamazsınız.
Kimi, sahip olduklarının farkında bile olmadan şikâyet eder; bir başkası ise aynı şeylere sahip olabilmek için yalnızca hayal kurar.
Çocuklar mesela...
Kimi çocuk yemeği beğenmez, kimi ise bir lokma ekmek için yemek kuyruklarında; bazen karın, bazen yağmurun altında titreyerek hayırseverlerin dağıttığı yiyecekleri bekler…
Kimi evini küçük bulur, kimi ise başını sokacak bir çatı bile bulamaz. İnşaat yığınlarının arasında, her türlü tehlikeye rağmen yaşamaya çalışır.
Kimi kıyafetini beğenmez, kiminin ise değiştirecek bir elbisesi, hatta ayağına giyecek bir ayakkabısı bile yoktur.
Kimi tabletinin eskidiğinden ya da yetersiz olduğundan yakınır, kimi ise bir tablete sahip olmanın hayalini bile kuramaz.
Kimi okulunu beğenmez, kimi de sadece bir sıraya oturabilmek, bir kitap açabilmek, bir kaleme ve deftere sahip olabilmek ister.
Belki de biraz durup düşünmeliyiz:
Biz gerçekten neyi kaybetmekten korkuyoruz?
Çünkü bazen insanın birtakım şeylerin değerini anlaması için, sahip olamayan bir çocuğun gözlerine bakması yeter.
İnsan olan görür.
İnsan olan hisseder.
İnsan olan anlar.
Nota ve Tınıyla...