Baharlar, insan ruhunun yenilenmesi, arınmasıdır. Yeni düşleriniz, yeni hayalleriniz, geleceğe dönük yeni heyecanlarınız baharlarda daha bir yeşerir belleğinizde.
Bahar mevsimi doğanın uyanmaya durduğu zaman dilimidir. Uzun kış mevsiminden sonra yavaş yavaş erik ağaçları çiçeklenir. Bembeyaz çiçekleri açmaya başlar. Doğa yeşillenir. Ardından sıcaklıklar artar. Ilık bahar rüzgarları eser. Rüzgar artık üşüten değil ısıtan cinstendir.
Toprak, su, hava ısınır. Kışın tortusundan arınarak yeniliklere açılır. Açan çiçekler bahar mevsiminin kokusunu yayar. Kiraz, ayva, erik ağaçları çiçeklenir ardından yeşile durur. Kırlarda rengarenk çiçekler baş gösterir. Kırmızı gelinciklerden, sarı papatyalara, beyaz güllere… Mimozaların kokusu ilerleyen bahar mevsimi ile erguvanlara, akasyalara, ıhlamurlara karışır.
Peki ya bir şair gözüyle bakarsak baharın gelişine...
Cahit Sıtkı Tarancı, Ataol Behramoğlu, Sait Faik, Orhan Veli, Ziya Osman Saba, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Firuzan, E.M. Forster, T.S. Eliot… Saymakla bitiremeyiz ilkbahara selam durmuş şairleri, yazarları.
Önce Cahit Sıtkı Tarancı müjdeler "Bahar Geliyor " isimli şiiriyle onun gelişini bize;
“Damlardaki kar, saçaklardaki buz,/ Kanı kaynayan suya dar geliyor./ Haberin var mı? Oluklardan/ Akan su sesinde bahar geliyor,”
Ve adeta onun kaldığı yerden “Bu sabah mutluluğa aç pencereni/ Bir güzel arın dünkü kederinden/ Bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden,” diyerek devam eder Ataol Behramoğlu ‘Bahar Şiiri’ adlı şiirinde.
Edebiyatta ilkbahar teması, edebiyatçıları adeta usta birer ressama dönüştürür. Fırça yerine kalem, rengârenk boyalar yerineyse çiçeksi kelimelerle çizerler bütün bir baharı satırlarının üzerinde. Yalnızca renkler ve desenler değil, baharın asıl karakteri olan canlılık, heyecan, neşe ve telaş da mutlaka konar birer kelebek misali baharı anlatan bu ‘tablolara’.
Örneğin Sait Faik’in ‘Bir İlkbahar Hikâyesi’nin başlangıcı öylesine sarıverir ki sizi dört bir yandan, baharın içine düşmüş gibi olursunuz. “İlkbahar bir bayram, bir uyanış, bir mucize, bir çılgınlık, olamayacak gibi duran bir şeyin oluşu, ilkbahar şu, ilkbahar bu… Kuş, papatya, gelincik, çayır, çimen, ağaç, çiçek, mimoza, zakkum, su sesi, hindiba, Çingene, kuzu… Klasik ilkbaharların içinde hepsi, hatta sülüğün bile yeri vardır. Unuttuklarım da çoktur a, en mühimi nisan, mayıs güneşi.”
Baharı ve onun müjdecisi olan ilk çiçekleri beklemek ise başlı başına bir mutluluk kaynağıdır, adeta doğayla birlikte bize de bir tazelenme ve gençlik aşısı vadeden bir sihirmişçesine…
Yasunari Kavabata’nın ‘Kiraz Çiçekleri’ adlı romanının kahramanı Çieko ise ilkbaharın göze çarpan güzelliklerinin ardında saklı duran hüzünleri de fark edecek kadar duyarlı bir yüreğe sahip olmasıyla dikkatimizi çeker.
Bahar her şeyden önce bir mutluluk, bir yerinde duramama hali, bir gençlik halidir. Orhan Veli Kanık, “Tüyden hafif olurum böyle sabahlar,” diyerek anlatmaya başlar bu durumu ‘Baharın İlk Sabahları’ adlı şiirinde...
E.M. Forster’ın ‘Manzaralı Bir Oda’ adlı romanının delişmen ruhlu kahramanı Miss Lucy Honeychurch de her daim bu ruh hali içinde salınır roman boyunca. Baharın başlı başına bir karakter gibi hissedildiği bu güzel romanda, gençliğinin baharında, ‘başı döner durur havalarda...
Ama her şeyden öte belki de en çok aşk yakışır ilkbahara. Doğanın kıpırtısı ulaşınca kalplere, adeta “Aşk, aşk!” diye atmaya başlar. “İki sevgilinin gülüşüne benzer/ Bir nisan havası değil mi esen?” diye sorar ‘Bahar Sarhoşluğu’ adlı şiirinde, Cahit Sıtkı Tarancı ve doğanın düğün günü kendi ruhunda yaşananları anlatmaya koyulur.
Ve arkalardan bir yerlerden de T.S. Eliot’ın sesini duyarız; “Nisan, ayların en zalimi/Leylakları ölü topraktan yeşertir/Yoğurur anılarla arzuları/Uyarır uyuşuk kökleri, toprakta”, der Eliot, ‘Çorak Ülke’de.
Bitmez şairlerin bahar ile ilgili dizeleri...
Uzar da uzar...
Hoşgeldin Bahar...
Nota ve Tınıyla...
macit.soydan@gmail.com
