Bazı trenler vardır...
İstasyondan ağır ağır ayrılır.
Önce tekerleklerin raylara değen ritmik sesi duyulur. Sonra lokomotif, ardına taktığı vagonlarla birlikte ufka doğru ilerler. Bir süre daha seçilir. Derken gözden kaybolur. Peronda kalanlar ise uzun süre aynı yöne bakmayı sürdürür.
Çünkü bilirler...
Uzaklaşan yalnızca bir tren değildir. Hayat da böyledir. Bazı anlar usulca arkamızda kalır.
Çocukluğun kahkahaları... Mahalle aralarında oynanan oyunlar... Annemizin mutfaktan yükselen sesi... Babamızın omzuna koyduğu güven veren eli... Bir yaz akşamının serinliği...
Hepsi, fark ettirmeden zamanın derinliklerine karışır. Ne kadar arasak da aynı günü yeniden bulamayız.
Hatıraların garip bir huyu vardır. Kapıyı çalmadan gelirler. Eski bir fotoğrafın kenarında... İstasyon düdüğünü andıran bir sesin içinde... Tozlu bir bavulun köşesinde... Ya da yıllardır dinlemediğiniz bir şarkının ilk notasına saklanmış hâlde...
Bir anda karşınıza çıkarlar. Sonra geldikleri sessizlikte yeniden kaybolurlar. İnsan, en çok da o anlarda zamanın ne kadar hızlı aktığını fark eder.
Eskiden yolculukların başka bir anlamı vardı. Cam kenarına oturulur... Dışarıdaki manzara acele etmeden izlenirdi. Her durakta yeni yüzler belirirdi. Elinde simit sepetiyle koşan satıcılar... Çay bardaklarının ince sesi... El sallayan çocuklar... Ve pencereden dışarı dalıp kendi hayallerine giden yolcular...
Kim bilir kaç umut aynı vagonda taşınırdı. Kimi kavuşmaya giderdi. Kimi vedaya... Kimi yeni bir başlangıcın heyecanını yaşardı. Kimi ise ardında bıraktığı bir ömrün sessiz yükünü taşırdı.
Belki de bu yüzden trenler, insana yalnızca yolculuğu değil...
Ayrılığı da hatırlatır.
Hayatın en sessiz öğretmenlerinden biridir onlar. Çünkü her kalkış, geride kalanlara sabretmeyi öğretir. Her varış ise yeni umutların kapısını aralar.
Yıllar geçtikçe anlıyoruz ki özlediğimiz şey çoğu zaman bir şehir değildir. Bir istasyon da değildir. Asıl özlem, o günkü hâlimizedir. İçimizde taşıdığımız heyecana... Hiç eksilmeyeceğini sandığımız dostluklara... Ölümsüz zannettiğimiz sevdiklerimize...
Çünkü insan bazen bir mekânı değil... Orada bıraktığı kendisini arar.
Bir tren gözden kaybolur. Ama raylar yerinde kalır. Tıpkı yaşananlar ve hatıralar gibi...
Fakat izleri yüreğimizden hiç silinmez. Belki de olgunlaşmak, uzaklaşanı durdurmaya çalışmak değil... Ona teşekkür ederek uğurlayabilmektir.
Her vedanın ardından yeni bir sabahın doğacağını bilmek... Her ayrılığın içinde saklı bir hatırayı sevgiyle koruyabilmek... Çünkü bazı yolculuklar yalnızca bir kez yaşanır. Bazı insanlar ömrümüze kısa süreliğine uğrar. Bazı istasyonlara ise bir daha hiç dönülmez.
Ama içimizde yaşayan anılar... Ömrümüzün son durağına kadar bize eşlik etmeyi sürdürür. Ve belki de bütün hikâyenin özeti tek cümledir:
Trenler raylardan ayrılır... İnsanlar birbirinden uzaklaşır... Yıllar sessizce geçip gider... Ama yüreğe dokunan hatıralar, hiçbir istasyonda inmez.
Nota ve Tınıyla...
