Bugun...


MACİT SOYDAN

facebook-paylas
GEÇMİŞİN ANKARA'SININ HAMSİKÖY'Ü VE KUŞLARI...
Tarih: 02-11-2024 18:45:00 Güncelleme: 02-11-2024 18:45:00


 

 

 

Bu haftaki iki haberimizin tarihi de 1966... 

 

Zaman geçirmeden okuyalım isterseniz...

 

Röportajı Mete Bayındır'ın yaptığı ve fotoğraflarını da Mazhar Aras'ın çektiği haberin başlığı ; 

 

"Hamsiköy'de Hamsileri güzel kızlar ikram ediyor"

 

Noktasına, virgülüne dokunmadan devam edelim... 


"Antepli çebabını getirdi, Konyalı etli pidesini cetirdi, e bizum akilli geçinan hemşerulerimiz pizim hamsiyi cetirmediler Angaraya. Ha bak ben bunun İçin açmişumdur bu dükkânı" diyordu. 

 

Memleketinin yemeklerin lanse etmek, Karadenizlileri bu yönden memleket özleminden kurtarmaktı gayesi. 

 


Lokantacılığıa yeni başlamıştı. Lokantacı değildi ama azimli ve müteşebbisti. Başkent halkının hizmetinde olan Hamsiköy lokantası herşeyi ile ufak bir Karadeniz, tatlı ve mert insanlarıyla tam bir anadolu olduğu kadar da cici kız garsonları ile küçük bir Paris'ti de.. 



Baba Salim'in hesabına göre yetmiş iki türlü olurmuş Hamsi. Bayburtlu Zihni'nin tarihe, edebiyata malettiği Hamsi, her türlü nefis yemeklerin, tatlıların, tuzluların, zeytinyağlıların, salamuraların kahramanı olduğu kadar icabında gübre olarak da kullanılıyor. 

 


Hamsiköy'de hamsinin türlüsü, tavası, fırını, buğulaması, kuşu, pilavı, tatlısı, tuzlusu herşeyi mevcut. Bunların yanında bütün Karadeniz yemekleri de bulunuyor. Çeşitli pideler, tatlılar, hiçbir dönere benzemeyen Trabzon döneri de var Hamsiköy'de. 

 


Ankara Palas'ın eski ahçılarından Ali Kepken'in ahçılık yaptığı Hamsiköy'de leziz yemeklerde emeği olanlar Yaşar usta, Trabzon'lu Fehmi usta, Ziya usta gibi değerli ahçılar. Hamsiköy, Kalkanoğlu pilavı ile de ün yapmış. Trabzon'da kilo ile satılan bu yemek su yerine süt veya kemik suyu kullanılarak yapılıyor. Üzerine yağ yakılarak döküldükten sonra bu nefis pilav ağıza layık bir hale geliyor. Hamsiköy bütün ihtiyaçlarını ve başta balığı adından belli olduğu gibi Trabzon'dan sağlıyor. 1. sınıf olan lokanta hakiki tereyağı ile pişiriyor yemeklerini. Pahalı da değil. Obur bir insan 10 liraya doyurabilir rahatça karnını. 

 


120 kişilik Hamsiköy lokantasında müşterilere hizmeti on bir güzel kız yapıyor. Bunların beşi izinde olduğundan şimdilik diğerleri faaliyetteler. Hepsi genç, hepsi tahsilli, en azı ortaokul mezunu bu cici kızlar. Ailelerine bakmak için çalışan bu kızların ikinci bir yuvaları da Hamsiköy. 

 


7 Ocak 1966 tarihinde faaliyete geçen müessesede o tarihten beri çalışmaları bu hanım hanımcık kızların sebat ve terbiyelerini açıkça gösteriyordu. 

 


Hamsiköy, Karadeniz'de mesire yeri olan bir dağ köyüdür. Şimdi Başkentte yeniliklerle dolu olan sakin ve mütevazi bir lokantaya isimlik yapıyor. Mevsim dolayısı ile işleri bir hayli durgunlaşan Hamsiköy için Kemal Alp, ayda verdiği 3.000 liraya yakın vergiden yakınıyor ama yine de  "Hepsi düzelir. Allah'a şükür" diyor... 

 


*****

 

Bu kez de Taner Aksoy'un haberine gelelim.

 

Başlık,

 

 

"Kızılay'ın meşhur kuşları başlara fiske atmak için mevsimle birlikte geldiler" şeklinde.. 

 


Eylül aylarının ortasına doğru Ankara'nın meşhur Atatürk Bulvarı'ndan akşam saatlerinde geçenlerin kulaklarını cvıl cıvıl sesler doldurur. Başlarını kaldırdıklarında bir şey göremez kimse.. Fakat ortalıkta kesif bir kuş cıvıltısı vardır. Başlarını önlerine eğerler, yerler kuş pislikleri ile doludur, kenara çekilirler pisliklerden biri düşmesin üzerlerine diye.

 



Bu kuşların nereden gelip nereye gittikleri meçhuldür. Eylül ayında gelirler başkentin caddesindeki ağaçlara. Yaz başlangıcına yakın da göçüp giderler. Nereye ? Bilinmez..

 


Bundan dört - beş sene önce bulvarın belli başlı bir iki ağacında konaklardı bunlar.. Kimsenin dikkatini çekmezdi o sıralar. Serçe denir geçilirdi. Öyle fazla da pislemezlerdi. Sonra seneler geçti. Kuşlar çoğalmaya başladılar. Bir, iki ağaç. Üç, beş ağaç derken bulvarın bütün ağaçlarını kapladılar..

 

Enteresan olan bir şey de geldikleri sıralar bulvarın sağ tarafındaki ağaçlarda konaklıyorlardı geceleri. Bu ağaçlarda ötüyorlardı cıvıl cıvıl.. Bu kez bulvarın sol yanındaki ağaçlara da el attılar. Çoğaldıkça çoğaldılar. Artık bulvarda yürüyen her kesin dikkatini çekiyor bu kuşlar. Bulvarda dolaşan kişiler pek yaklaşamıyor ağaçların altlarına. Kuşlar üzerlerine pisler diye.

 


Gün ışıldadığında bunlar yavaş yavaş terkederler ağaçları. Günlerini nerede geçirdikleri de belli değildir. Akşam karanlığı çökmeye başlayınca gelirler tekrar ağaçlara. Başlarlar acı acı ötmeye.. Saatler ilerledikçe sesleri kaybolur, uykuya koyulurlar. Gece yarısı kuş sesleri tamamiyle kesilmiş olur.

 


Kar, soğuk dinlemez bu kuşlar.. Karın düştüğü günlerde bulvarda dolaşanlar azdır. Fakat kuşlar dolaşmalarına, kaynaşmalarına devam ederler.



Mini mini kuşlardır bunlar. Serçeden de ufak, gövdeleri vardır. Kanatlarını çokça çırparlar. Ama. sesleri kuvvetlidir.

 


Geçenlerde bulvarda yürüyordum. Grup teşkil etmiş gençler dikkatimi çekti. Yaklaştım. İçlerinden biri yüz liralık iddiadan bahsediyordu. Bir diğer de hiç boşuna iddiaya girme susturamazsın kuşları diye ikaz etti arkadaşını. Neticede iddiaya tutuştular gençler yüz lirasına. İçlerinden biri ellerini havaya kaldırdı. Avuç içlerini üç defa çarptı birbirine,. Kuş sesleri birden kesildi. Hayret etmiştim. Nasıl susmuştu bunlar. "Demek ki kulakları çok hassas" diye düşündüm ve devam ettim yoluma.

 


İleride bu kuşlar belediyenin de bela olacak başına.. Tatlı şeyler, ama çok pisliyorlar. Hem yoldan geçenleri rahatsız ediyorlar pislikleriyle; hem de kaldırımları pislikten bir balçık haline getiriyorlar.

 


Çeşitli defalar ilgililere bu kuşların imha edilmesi için müracaatlar olmuş. Belki kıyamamışlar kuşlara, belki de başa çıkamıyacaklarını zannetmişler. Meşgul olan çıkmadı şimdiye dek.



Artık Ankara'nın sembolü denmese bile Bulvar'ın sembolü haline geldiler, bu minik acı sesli kuşlar....

 

***

NOT : Ankara'lılar Kızılay'daki meşhur Kocabeyoğlu'nu Pasajı'nı bilirler. O dönem Çankaya, A. Ayrancı ve Gazi Osman Paşa semtlerine giden otobüslerin durakları tam da bu pasajın önündeydiler. Yani kuşlardan kaçmak oldukça zordu. Ya durakta her an kafalarına kuşların pisleme ihtimaline karşı mecburen bekleyeceklerdi ya da evlerine yürüyerek gideceklerdi. İkincisi biraz zor olduğundan ilk kısmı istemeseler de kabullenmek zorunda kalıyorlardı. Hatta bazıları kafalarında bir ıslaklı duyunca doğru Milli Piyangocu'ya koşuyorlar, teselliyi onda arıyorlardı... :)))

 


Araştırmacı - Yazar Metin Turhan Arşivi'nden alınmıştır... 

 

 

Nota ve Tınıyla... 

 

 

macit.soydan@gmail.com

 



Bu yazı 13110 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI